TÜRKÇE ÜZERİNE TEKLİFLER









 
Hüseyin Nihal Atsız büyük bir tarihçi, iyi bir romancı(1) , bir şair ve hepsinden önemlisi Türkçülük ülküsüne gönül vermiş bir dava adamı idi…  Türkçü olmasının doğal bir sonucu olarak Türkçe aşığı idi…
 
1950 yılında “Türkçülere 1.Teklif” başlığı ile yazdığı yazısının ardından, ardı ardına kaleme aldığı 2., 3., ve 4. Tekliflerinde  Türkçe ile ilgili düşüncelerini sıralamıştı. Çok önemli bu tekliflerinden bazıları sonradan genel kabul gördü. Bazılarını ise bir avuç Türk Milliyetçisi dışında uygulayan olmadı…
 
Aradan yıllar geçmesine rağmen, öneminden bir şey kaybetmeyen bu teklifleri hatırlatayım istedim.
 
İşte  O teklifler;
 
“TÜRKÇÜLERE BİRİNCİ TEKLİF
Türkçülüğü nazariye olmaktan kurtarıp hayata tatbik edebilmek için artık daha hızla harekete geçmeliyiz. İlk düşüneceğimiz şey Türkiye’de Türk kültürünü hâkim kılmak, yabancı tesirleri silkip atmaktır. Bunun için her sayımızda Türkçüler’e teklifler yapacak ve tekliflerimizi kendimiz de titizlikle tatbik edeceğiz.
Bugün ileri sürdüğümüz birinci teklif şudur: "Numara" kelimesinin kısaltılmış şekli olarak "Nu"yu kabul ediyoruz. Bunu "No" olarak yazmayı reddediyoruz. Çünkü "No", bunun Fransızca kısaltılmış şeklidir. Fransızlar, kendi dillerindeki "numero" kelimesinin ilk ve son harflerini alarak "No." şeklini bulmuşlardır. Nitekim Almanlar da kendi dillerinde numara demek olan "Nummer'in baş ve son harflerini alarak "Nr." şeklini kullanır olmuşlardır. Biz onlara uyarak, yanı ilk ve son harfleri olarak "Na" yı kullanamayız. Çünkü bu işaret bize "numarayı" hatırlatmaz. Halbuki "Nu" şekli aklımıza derhal "numara"yı getirir. Yabancı kültüre ait olan şeyleri faydasız ve lüzumsuz yere kullanmak ancak bir "aşağılık duygusunun sonucu olabilir. Onun bütün Türkçüler’e "Nu." şeklini kullanmayı teklif ediyoruz. ORKUN, 1950, Sayı: 2”
 
Atsız’ın bu yazısını  ilk kez 1972 yılında okudum. O tarihten bu yana da tüm yazışmalarda, numara kelimesinin kısaltmasını Nu. olarak kullandım. Bu çok doğru teklifi, herhalde teklif H.Nihal Atsız’dan geldiği için olsa gerek, geniş kitleler, hatta Türkçeciler/Öz Türkçeciler  görmezden geldiler.
Geçmişte, hiç olmazsa kendilerini milliyetçi olarak tanımlayanlar bu konuda hassas davranır ve bu hususa dikkat ederlerdi. Ama bugün maalesef, milliyetçilik iddiasında olan; yayın organlarında,  internet sitelerinde, siyasi partilerin, derneklerin basılı metinlerinde, anlı-şanlı milliyetçilerin kartvizitlerinde numara kelimesinin kısaltması olarak  No.kullanıldığını üzüntüyle görüyorum.
 
“TÜRKÇÜLERE İKİNCİ TEKLİF
 
Elifbamızın dördüncü harfi "Ç" dir. Böyle olduğu halde hemen her yerde, bir şeyin maddeleri harflerle sıralandığı zaman a,b.c,d sırası takip olunuyor. Böylelikle yine Fransız alfabesi sırasını takip ederek yabancı kültürün tesiri altında kalıyoruz. Meselâ okullarda çok şubeli sınıflar a,b,c,d, e şubeleri adını
alıyor. Halbuki a,b,c,ç,d şubeleri adını alması gerek. Türkçüler bundan sonra bu gibi yerlerde elifbamızın sırasına uyarak yabancının tesirini atmaya çalışmalıdır. Bu sıra takip olunurken ''ğ" ve "ı" harfleri de atlanmamalı, yalnız kendi elifbamız göz önünde tutulmalıdır. Yazıda Frenk alfabesi sırasını takip etmekle Frenk adı taşımak arasında fark yoktur. 
ORKUN, 1950, Sayı: 3”
 
 
Çok haklı olarak eleştirilen  bu yanlış uygulama bugün de sürdürülmektedir. Ç,I ve Ğ harfleri sanki abecemizin üvey harfleridir. Word ve excelin otomatik sıralama düzenlemelerinde de bu harfler atlandığı için bu hatalı uygulama galat-ı meşhur(2) haline gelmiştir.
 
“TÜRKÇÜLERE ÜÇÜNCÜ TEKLİF
 
Atsız bu teklifinde  "Şimali şarkî yerine "kuzeydoğu", "şimalî garbi" yerine "kuzeybatı", "cenubu şarkî" yerine "güneydoğu", "cenubu garbı" yerine de "güneybatı" karşılıklarını kullanmayı öneriyordu (ORKUN, 1950, Sayı: 4) 
 
 
Bu öneri tamamen hayata geçmiştir.
 
“TÜRKÇÜLERE DÖRDÜNCÜ TEKLİF
 
Atsız 4. Teklifinde ; “I. Mehmet’e "Mehmet I" demek, "Napolyon I" şeklinin tesirinde kalarak padişahlarımızın adlarını gâvurlaştırmak demektir kî bu da millî şuur eksikliğinden başka bir şey değildir.” (ORKUN, 1950, Sayı: 5)”
 
 
 Bu yanlıştan da büyük ölçüde dönülmüştür.
 
 
 
BAŞKA TEKLİFLER
 
Atsız, başka bir yazısında da (Çınaraltı 1941 sayı 5); bütün kuruluş ve yer isimleri Türkçeleştirilmeli,  Türkçede olmayan j harfi alfabeden çıkarılmalı, vilayet ve yer isimleri belirlenirken o yerlerin fatihleri ve kahramanlarının isimler verilmeli, bundan sonra doğacak Türk çocuklarına Türkçe isimler verilmelidir diyordu. 
 
Bu konularda,  iyiye güzele giden bir şey yok…
 
Sahi  (J) harfi ne işe yarar? Yalnızca 3-5 kelimede geçen bu harfin abecemizde ne işi var. Bilgisayarımın klavyesinin (j) harfi düşmüş, bir aydır yok… İnanın yokluğunu bu yazıyı yazana kadar hissetmedim…
 
Maalesef bugün kuruluş ve yer isimlerinin Türkçeleştirilmesi bir yana, Türkçeleştirilmiş yer isimlerinin antik çağlardaki isimleri ile değiştirilmesi modası almış başını gitmektedir. Açılım Masalı sonrası, yerleşim birimlerine Kürtçe, Ermenice, Rumca isimlerinin verilmesi furyası başlamıştır. Bu gidişle İstanbul’a Konstantinapolis denmeye başlanırsa hiç şaşırmayalım. Bu konudaki düşüncelerimi KONYA’YI İKONYUM YAPMAK(3) başlıklı yazımda  ayrıntılı olarak dile getirmiştim.
 
Çocuğuna Türkçe isim verenlerin sayısının her yıl daha da  azaldığını düşünüyorum. Bunu Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü verileri de  doğruluyor.  Kuran’da geçtiği ifade edilen, ancak geçmiş isim kültürümüzde yeri olmayan birtakım  Arapça isimler moda haline geldi.… Tam bu satırları yazarken, bir internet sitesinde;   Osmaniye İli Bahçe müftüsü Necati Şafak’ın, Cuma hutbesinde, İnsanlara isim verme hususunu anlatırken, Türk büyükleri Oğuzhan ve Cengiz Han’dan bahsederek “bu kişiler İslam düşmanıdır, Böyle isimlerin çocuklarınıza konması saçmalıktır, dinimize göre haramdır” dediğini okudum. Beynimden vurulmuşa döndüm. Bu Müftü efendinin derdi İslamı savunmak değil, Türk düşmanlığı… Bu müftü ve benzerleri, sahabenin müslüman olduktan sonra,cahiliye döneminde konmuş  eski isimlerini değiştirmediğini, Ömer’in de, Ebubekir’in de, Osman’ın da diğer sahabe isimlerinin de Arapların İslam öncesi dönemde de kullandığı isimler olduğunu bilmez mi? Bu konuda söylenecek çok şey var ve ben onların büyük bölümünü ADIMIZ KİMLİĞİMİZDİR(4) başlıklı yazımda ifade ettiğim için burada tekrar etmeyeceğim…
 
Yahya Kemal Beyatlı’nın dediği gibi;  “Bu dil ağzımda annemin sütüdür”
 
Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi;
Bu dil – bizim ruhumuz, eşgimiz, canımızdır,
 
Bu dil – birbirimizle ehdi-peymanımızdır.
Bu dil – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi
Bu dil – ecdadımızın bize goyup getdiyi
En gıymetli mirasdır, onu gözlerimiz tek
Goruyub, nesillere biz de hediyye verek.
 
 
Dilimizi gelecek nesillere hediye edebilmek için işe Atsız’ın tekliflerini uygulayarak başlayalım .
 
Var mısınız?
 
 
 
 
 
 
Diğer Yazıları

YORUMLAR (2)

Türk`ün Türkten başka dostu yoktur.27.02.2014 11:46
Yabancıya Toprak satış yasasına bu yönüyle de bakmak gerekir. Yazar güzel bir konuya temas etmiş.20.11.2012 16:00

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 853


Editör`den Size - Özel Haberler