ŞAPKA ÜZERİNE…

ŞAPKA ÜZERİNE…


Şapkadan bahsetmek istiyorum. Ama, başa giyilen“serpuş” anlamındaki şapkadan değil… Harflere giydirilen şapkadan.  Daha doğrusu “^” işaretinden..
Kim Milyoner Olmak İster isimli yarışma programına katılan, GS Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi "lalettayin" kelimesinin anlamını bilemedi. Bunun üzerine "Telefon Jokeri" hakkını kullanmak istedi. Bu kez de kelimeyi doğru okuyamadı. Daha doğrusu, uzatmasız, vurgusuz ve yanlış heceleyerek okudu. Telefondaki ben olsam anlamazdım. Muhtemelen telefonla bağlanan kişi de, kelimeyi anlayamadığı için doğru şıkkı söyleyemedi...
Televizyonu izlerken, “şapkalı yazılsaydı, belki doğru okurdu” dedim. ODTÜ mezunu, reklamcı kızım “Baba şapka kalkmadı mı?” demesin mi? Bu “Şapka kalkmadı mı?” lakırdısını daha önce de, çoğu bürokrat onlarca kişiden duymama rağmen yine de şaşırdım… Çünkü kızım çok okur. Ve O benim kızım… Nasıl böyle bir şeyi söyler? Şaşırdım. Hem de çok…
Evet, uzun yıllar önce Türk Dil Kurumu’nun böyle bir girişimi olmuştu. Ama o hatadan çok çabuk dönülmüştü.
TDK’nın Yazım Kılavuzu’nu açtım, gösterdim “şapka”nın kalkmadığını… Ve  şapka olmazsa “Kar” ile “Kâr”ı, “Hala” ile “Hâlâ”yı ayırt edemeyeceğimiz üzerine kısa bir nutuk irat ettim… Ve sordum; siz reklam metinlerinde hiç “şapka” kullanmıyor musunuz? “Ben metin yazarı değilim ki baba” diye geçiştirdi sorumu…
O zaman, bir “şapka”lı bir reklam macerasını hatırladım. 2000 Yılının Haziran ayı… Türk Telekom Pazarlama Dairesi Başkanlığı görevine yeni başlamışım… Reklam birimi de bana bağlı… İlgili arkadaş, elinde bir deste broşür ile geldi; “Fazlı Bey, bunlar telefon faturaları ile gönderilecek kablo tv.yi tanıtan reklam broşürlerimiz. Nasıl olmuş?”  Broşüre bir göz attım, kan beynime sıçradı… Kapakta “Siz hala kablo tv. ile tanışmadınız mı?” mealinde bir cümle vardı.  O kelime, “hâlâ” değil, “hala” olarak yazılmıştı. Gerek reklam bölümünün sorumlusu arkadaş, gerekse reklam şirketinin yetkilileri “şapka”nın kalktığını savunuyorlardı… Kızıma anlattığım gibi, şapkasız bazı kelimelerin yazılamayacağını, “şapka” kalkmasının bir “şehir efsanesi” olduğunu anlattım. Hatta onları tatmin etmek için TDK’ ya konuyu bir yazı ile sorduk. TDK da beni doğruladı… Ama iki milyona yakın broşür basılmıştı… Mecburen broşürler gönderildi. Korktuğum olmadı. Bu hatamız medyaya yansımadı… İki milyon aboneden yalnızca bir tepki geldi… O da, geniş kitlelerin şiir sunucusu olarak tanıdığı, Türkçe aşığı gazeteci Nedret Selçuker’den… Nedret Selçuker’in, kibar üslubu ile o zamanki Türk Telekom Genel Müdürü İbrahim Hakkı Alptürk’e hitaben yazdığı, bir Türkçe dersi niteliğindeki mektubun bir kopyasını neden almadığıma hâlâ hayıflanırım…
Ancak, Türkçenin bir yazım problemi olduğu da bir gerçek… TDK, kendisinden beklenen dilde öncülük görevini, sağlıklı bir şekilde yerine getiremiyor. Pek çok konuda sık sık görüş değiştiriyor. Örneğin, 2002-2011 döneminde Numara kelimesinin Nu. olarak kısaltılması gerektiğini savunurken, 2011’den sonra yeniden No’ya dönüş yaptı. Gerekçe de ilginç; halkın bu kısaltmayı tercih etmesi… TDK’nın görevi Türkçe üzerine bilimsel çalışma yapmak mıdır? Yoksa “galat-ı meşhur”ların savunuculuğunu yapmak mı? Aynı şekilde, bu yazıyı yazmama neden olan "lalettayin" kelimesi; 1992 Baskılı TDK Büyük Türkçe Sözlükte "lâlettayin” olarak yazılmışken, son baskılarda ve internet uygulamasında  "lalettayin" şeklinde sunuluyor. Ancak şöyle bir açıklama ilavesi ile;  “la:letta:yin, l ince okunur”. Pekiyi ince okunacağını nasıl anlayacağız? Sorusu cevapsız kalıyor tabii…
Söz buraya gelmişken, Türkçe üzerine kafa yoran aydınlarımızdan Sayın Yağmur Atsız’ın, Star Gazetesinde 4.Ekim.2013 günü yayınlanan yazısında yer alan bir bölümü aktarmadan geçemeyeceğim;
“Aslını ararsanız hâlihazırdaki harf ve işâretlerle Türkçeyi hiç yanlışsız yazmak imkânsız.
Meselâ şu “^” işâreti alalım. Bunu hem uzaltma hem inceltme işâreti olarak kullanıyoruz.
Bâzen her iki işlevi de bir arada görüyor. “Kâtib”de olduğu gibi.
Fakat “mutlaka”nın son hecesini nasıl uzaltayım?
“Mutlakâ” yazsam A’dan önceki K da inceliyor. Ben “mutlakaa” diye yazıyorum bâzen ama bâzen de öyle yazmıyorum, yâni daha kendi içime tam sinmemiş.
“Kaatil” imlâsı epeyi yerleşdi ama daha bir sürü kelime var”
Kısacası tek sorun “şapka” değil ki… “Yazım” (imlâ) konusu çok tartışmaya açık.  Hatta çıkmazda… 11.Kasım.1938’den sonra Türkiye’de iktidarların, genelde “Türk Kültürü”, özelde de “Türkçe” diye meseleleri olmamasının bir sonucudur, bu çıkmaz…
Türkçe, yalnızca hâlen Türkiye’de yaşayan insanların iletişim aracı olarak algılanamaz. Türkçe, aynı zamanda Türk’ün geçmişi ile ve de Türk Dünyasının tamamı ile anlaşmasını sağlayacak bir dil olmak zorundadır…

Bunun şuurunda olsak, Türkçeye gerekli önemi versek; “lalettayin” kelimesinin anlamını değil Hukuk Fakültesi öğrencileri, ilkokul öğrencileri bilirdi… İstanbul’da yayınlanan bir kitabın Taşkent’te, Kazan’da yayınlanan bir gazetenin Üsküp’te okunmasını sağlayabilirdik… İşte O zaman gerçekten büyük millet olabilirdik… Son 30-40 yıl bu konuda ciddi çalışmalar yapabilseydik, çok da hayal değildi bu… Ama Türk Dünyası ile birlikte hareket edemeyenler “Gerçek Emperyal Devlet” olma fırsatını kaçırdılar. Bu fırsatı göremeyenlerin bir kısmı, ABD’nin peşinde “Emperyal Devlet” olma hayali kuruyorlar…
Diğer Yazıları

YORUMLAR (2)

Türk`ün Türkten başka dostu yoktur.27.02.2014 11:46
Yabancıya Toprak satış yasasına bu yönüyle de bakmak gerekir. Yazar güzel bir konuya temas etmiş.20.11.2012 16:00

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1692


Editör`den Size - Özel Haberler