• Ana Sayfa
  • »
  • Sanık Kürsüsündeki Kahramanlar III

Sanık Kürsüsündeki Kahramanlar III

URFA MUTASARRIFI NUSRET BEY



Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey de, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi, İşgal altındaki İstanbul’da oluşturulan Divan-ı Harbi Örfi’nin idama mahkûm ettiği kahramanlardan birisidir…
Aynı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idamı gibi bir hukuk skandalı…
Yine İngiliz işgali altında bir olağanüstü bir mahkeme…
Yine Nemrut Mustafa Paşa…
Yine yalancı tanıklar…
Yine  Ermeni Kilisesi ile işbirliği…
Yine tehcirde kötü muamele iddiası…
Yine Damat Ferit’in Başbakanlığı dönemi...
Yine İdam…
Yine “Vatan Sağolsun” haykırışı ile idam sehpasında sallanan bir yiğit…
İdama Giden Yol;
1 Haziran 1915’de savaş bölgesinde oturan Ermenilerin Suriye dolaylarına gönderilmesini içeren “Ermeni Tehciri” kanununu çıkarılmıştı.
 Erzurum’daki 3.Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa da bu kanuna dayanarak Haziran-1915’de  savaş bölgesi olan Bayburt’taki Ermenilerin Erzincan’a sevk edilmesi emrini verir. O tarihte Bayburt Kaymakamı olan Nusret Bey de bu emri yerine getirir. Bayburt hudutlarındaki Ermeniler bölgedeki jandarma güçleri aracılığıyla Erzincan’a sevk edilir. Tehcir sırasında kanunlara aykırı hiçbir olay olmaz. Tehcire tabii tutulan Ermenilerin mal varlıkları da oluşturulan bir komisyon tarafından satılarak bedelleri kendilerine verilir…
I.Dünya Savaşı’nın en buhranlı günlerinde bir yandan Bayburt Ermenilerinin salimen tehciri için çaba sarf ederken, diğer yandan da 3.Ordu’ya erzak temini için çalışan Nusret Bey bu hizmetlerinden dolayı değişik tarihlerde Erzurum Valiliği ve 3.Ordu Kumandanlığı tarafından ödüllendirilmişti..
Nusret Bey 14 Haziran 1917’de,  o sırada Yıldırım Orduları 2.Grup Kumandanı olan Mustafa Kemal Paşa’nın talebi üzerine Urfa Mutasarrıflığına tayin edildi. Nusret Bey  Urfa’da görev yaparken, Urfa Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’nın kurulmasına öncülük etti…Kürt Teali Cemiyetini zararlı faaliyetleri nedeniyle kapattı…
Nusret Bey Urfa Mutasarrıflığı görevindeyken I.Damat Ferit Paşa Hükümetinin Dahiliye Vekilliğine atanan Cemal Bey (Artin Cemal) tarafından 6 Nisan 1919’da Ermeni tehciri meselesinden dolayı görevinden uzaklaştırılarak İstanbul’a çağrıldı.
Nusret Bey İstanbul’a geldikten sonra Bayburt ve Ergani-Madeni Ermeni tehciri ve taktilinden dolayı Mustafa Nazım Paşa başkanlığındaki Divan-i Harp-i Örfi’de yargılandı ve suçsuz bulundu.
6 Kasım 1919’da yine aynı suçlamalarla tekrar tutuklanıp cezaevine kondu.
15 Mart 1920’da Esad Paşa’nın başkanlığındaki I.Divan-ı Harp-i Örfi Nusret Bey’in sorgusuna başladı. Mahkeme heyeti Bayburt’ta bazı kişilerin ifadelerine başvurulmasını talep etti. Ancak Anadolu ile telgraf haberleşmesinin kesilmesi üzerine Bayburt ile irtibat kurulamadı. Bunun üzerine 20 Mart 1920’deki Nusret Bey’in duruşması bir başka tarihe ertelendi.
5 Nisan 1920’de kurulan 4.Damat Ferit Paşa Hükümetinin en önemli meselesi, İngilizler ve Ermeni Patrikhanesi istediği için, Ermeni tehciri davalarını hızlandırmaktı. Bu amaçla; hükümet 17 Nisan 1920’de I.Divan-ı Harp-i Örfi Başkanlığına Nemrut (Kürt) Mustafa Paşa’yı atadı. 26 Nisan 1920’de de “I.Divan-ı Harp-i Örfi Mahkemesi’nin Teşkilat ve Vazifeleri” hakkında bir genelge yayınlayarak; tehcir davalarının öncelikli görüleceğini, yargılamaların gizli yapılacağını ve sanıkların avukat bulunduramayacağını, açıkladı.
Nusret Bey’in yargılanması tam anlamıyla bir hukuk skandalıydı..
Nusret Bey’in yargılanması sırasındaki tüm duruşmalar gizli yapıldı ve onu avukat bulundurma hakkı tanınmadı.
29 Nisan 1920 tarihli Serbesti, 30 Nisan 1920 Tarihli Peyam-ı Sabah Gazetelerine ilan verilerek tanıklık yapmak isteyenler mahkemeye davet edildi…
Tanıklar, mahkemede nasıl ifade verecekleri konusunda Ermeni kilisesinde eğitildiler…
Ama bu kadar eğitime rağmen büyük gaflar yaşandı.
Mesela; Olay tarihinde 7 yaşında olan bir tanık, 5 sene önce geçen olayları inanılmaz detayları ile anlattı.  Nusret Bey’i yalnızca Nüfus kayıtlarında olan, hiçbir zaman kullanmadığı “Mehmet Nusret Bey” ismi ile tanımladı. Başka bir tanık,  Nusret Bey’in subay olduğunu, üniformasıyla emir vererek Ermenilerin ölüm emrini verdirdiğini söyledi. Nusret Bey sivil bir yönetici olmasına rağmen mahkeme heyeti tanığa hiçbir tepki vermeden dinledi. Başka bir gün, tanıklığına başvurulan üç ermeni kadın, ifadeleri sırasında salonda olan Nusret Bey için salonda değil demeleri üzerine mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi. Arada tembihlenen tanıklar, duruşmanın devamında, Nusret Beyin salonda olduğunu söyleyerek Nusret Bey’i suçladılar.
Yargılama tamamlandıktan sonra, mahkeme üyelerinden Ferhat Bey Nusret Bey’in vazifeyi suiistimalden üç sene cezalandırılmasını istemesine karşılık, Mahkeme Başkanı Mustafa Paşa ve diğer üyeler Nusret Bey’in idamını istediler. Uzun tartışmalardan sonra mahkeme heyeti Nusret Bey’i 15 ay kürek cezasına çarptırdı ve mahkeme mazbatası da bu şekilde düzenlenerek  4 Temmuz 1920’de mahkeme heyetince imzalandı.
Ancak, karar imzalandıktan sonra Mustafa Paşa başkanlığındaki I.Divan-ı Harp-i Örfi üyeleri Ferhat Bey’in dışında yeniden toplanarak Nusret Bey’in idamına karar verdi. Kararı imzalamayan  Ferhat Bey  27 temmuz 1920’de III.Divan-ı Harp-i Örfi azalığına tayin edilip yerine Mirliva Niyazi bey atandı. Aynı gün Niyazi Bey’in  idam kararını imzalamasıyla mahkeme heyetinin imzaları tamamlanmış oldu. Bu karar, 4 Ağustos 1920’de padişah tarafından onaylandı…
Ve 5 Ağustos 1920’de de İstanbul Beyazıt meydanında  Nusret Bey idam edildi.
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idam kararını imzalamak için bir süre direnen, Şeyhülislam Fetvası isteyen Vahdettin’in, kapalı kapılar ardında ve daha adaletsiz bir şekilde yargılanan Nusret Bey’in idam kararını tereddütsüz imzalaması düşündürücüdür. Mustafa Kemal’in sevdiği bir yönetici olan Nusret Bey’in idam kararının hemen imzalanması ile Ankara hükümete bir göz dağı mı vermek istenmiştir? Yoksa Vahdettin’in İngiliz isteklerine karşı direnme gücünün hiç kalmaması mı bu kararı hemen imzalamasına neden olmuştur?  Üzerinde durulması gereken bir husustur..
Nusret Bey’in idamı yanlı ve düşmanca bir karardır…
Tanıkları Ermeni Kilisesi belirlediği ve yönlendirdiği için yanlı bir karardır…
Mahkeme Başkanı Nemrut Mustafa Paşa’nın, Nusret Bey’in Urfa Şubesini kapattığı Kürt Tealli Cemiyeti’nin kurucu üyesi olduğu için düşmanca bir karardır…
Mahkeme ve Mahkemeyi atayan Damat Ferit Hükümetinin İngilizlere yaranmak amacında olduğu için yanlı bir karardır…
Nusret Bey’in idamı bir hukuk skandalıdır…
Beraat ettiği bir konuda ikinci kez yargılandığı için hukuk skandalıdır…
Aynı eylemler için üç farklı karar (Beraat, 15 Yıl Kürek, İdam) verildiği için hukuk skandalıdır…
Aynı mahkemenin aynı duruşmaların sonucunda iki farklı karar (15 Yıl Kürek, İdam) verdiği için hukuk skandalıdır…
Hem de, mahkeme kararı ile tescil edilmiş bir hukuk skandalıdır;
Nusret Bey’in idamından yaklaşık 3 ay sonra, 1 Kasım 1920 tarihinde temyiz hakkının yeniden verilmesinden sonra 23 Nisan 1920 tarihinden sonra  Divan-ı Harb-i Örfi heyetinin verdiği tüm kararlar, Askeri Temyiz Heyeti tarafından incelenir…
15 Kasım 1920 tarihli Peyam-ı Sabah Gazetesinde, eski I.Divan-ı Harp-i Örfi Başkanı Nemrut Mustafa Paşa ve azalardan Recep Paşa ile Miralay Recep ve Kaymakam Fettah Beyler’in, eski Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’e 15 ay kürek cezasına mahkum etmişken hilaf-ı usul olarak ikinci bir mazbata düzenleyerek Nusret Bey’i idama mahkum etmelerinden ve bu kararın da infaz edilmesinden dolayı tutuklandıklarını belirten bir haber yayınlandı..
Temyiz Heyeti, 10.Ocak.1921 tarihli kararında; Nusret Bey’e kürek cezası verilen karardaki suçlamaları yerinde bulmayarak reddetmiş, idam kararını ise yok saymıştır. Nusret Bey’in suçsuz olduğu mahkeme kararıyla da tescil edilmiştir.
Ama ne yazık ki, Nusret Bey’in şahadetinin üzerinden 6 ay geçmiştir.
Nemrut Mustafa Paşa ve Divan-ı Harp’in tüm üyeleri, hukuksuz yargılamaları nedeni ile Mirliva Mustafa Paşa Başkanlığındaki Divan-ı Harbi Örfi Mahkemesince suçlu bulunarak sembolik hapis cezalarına (Nemrut Mustafa Paşa 7 ay diğer üyeler 3 ila 5 ay) mahkûm edilir… Yalnızca 85 gün tutuklu kalan mahkumlar, Padişah Vahdettin tarafından, yeterli süre (?) tutuklu kaldıkları gerekçesiyle affedilirler…
Nusret Bey bir Türk Milliyetçisi idi
O Urfa Mutasarrıfıyken, Ordular bozulmuş, komutanlar çekilmiş, telgraf hatları tahrip edilmiş, kurtuluş yolları tıkanmıştı. Nusret Bey, 6. Ordu Kumandanı Ali ihsan (Sabis) Paşa`nın tavsiyesiyle, Jandarma Komutanı’nı şehrin aydınlarını ve eşrafı toplayarak acı bir dil ile memleketin düşme ihtimaline karşı alınacak önlemlerin ilki olarak milli bir milis kuvvetinin  acilen oluşturulmasını ve jandarma komutanı emrine verilmesini istedi. Bu isteğin uygun görülmesi üzerine sayısı 600’e yaklaşan bir milis alayı oluşturuldu ve bu kuvvete silah ve cephane dağıtıldı… Bu kuvvet Urfa Kuvvayı Milliyesi’nin çekirdeği olacak ve daha sonra Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’ne dönüşecektir.   
Sevr Anlaşması gereği, Urfa’ya İngilizler işgal kuvvetleri girer, her Vilayette-Sancakta işgal kuvvetlerini o ilin mülki amiri sınırda karşılamaktadır. Nusret Bey İngiliz İşgal Kuvvetlerini karşılamaya gitmez. İngiliz İşgal kuvvetleri komutanının “Bizi niçin karşılamadınız”  sorusuna Nusret Bey; “Siz misafir gibi gelseydiniz Birecik’te karşılardık. Fakat işgal ordusu sıfatıyla sizi karşılamaya TÜRKLÜĞÜM manidir” cevabını verir.
Nusret Bey’in Milis Kuvveti oluşturması ve İşgal Kuvvetleri komutanına karşı bir Türk Yöneticisine yakışan tavrı, muhtemelen, görevden alınmasının esas nedeniydi…
Falih Rıfkı Atay Çankaya’da, Bekirağa Bölüğündeki hapishane arkadaşı Nusret Bey’i “terbiyeli, özü sözü birbirinden temiz bir Türk Milliyetçisi” olarak tanımlar. 
Yoksul Soyguncu (!)
Hapishane arkadaşı Falih Rıfkı Atay, Nusret Bey’in idama gidişini şu hazin cümlelerle anlatır;
“Nihayet bir akşam Locaya indirilmek üzere aramızdan aldılar. Bize ağlayışlı bir sesle veda etti. Sanki hayattan kopup gittiğine değil de, dostlarından ayrıldığına yanıyordu. Kapıdan çıkarkenpantolonunun yamasını gördüm.
Sabaha doğru, koridorda süngülü muhafızların ayak seslerini duyduk. Nusret sehpaya gidiyordu. İbrahim Fevzi karyolasının ucuna çıktı, ezan okumaya başladı.
Karısına ve çocuklarına bile gösterilmemişti. Göğsüne asılan yaftada “para çalmak için kıtal yaptığı” söylenen Nusret’in yamalı pantalonu cebindeki cüzdanında yalnız bir kağıt lira bulmuşlardı.
Sabahın ilk saatlerinde tevkifhane avlusundan, zavallı karısının çığlıkları geliyordu.”
Son Mektubu;
Nusret Bey İdama giderken yakınlarına duygu dolu mektuplar yazar. Kardeşine yazdığı son mektup, Türk Gençlerine, bir ibret vesikası olarak Tarih derslerinde okutulacak niteliktedir;
 “Kardeşim,
Bugün hayatımın son dakikalarını yaşıyorum. Vicdanım kat’iyyen muazzeb değildir. Hayatımda millet ve vatanıma hizmetten başka gayem yoktu. Onu elhamdülillâh kemali sıdk ve istikamette (tam bir sadakât ve doğrulukla) ifa ettim. Bana isnat olunan cerâimin (cürümlerin) hiçbirisinin faili değilim. Masum ve bîgünahım. …….
Küçük çocuklarımı, zevcemi yalnız ve pek fakir olarak bırakıyorum. Beş gün sonra yiyecekleri bile kalmayacaktır.  Allah aşkına sokaklarda bırakma. Validesi, çocuklarımın terbiyelerine baksın, intikamımı almak için çocuklarımı ona göre terbiye ederek büyütsün. Babaları mücrim (suçlu) değil, şehittir. İşte son nefesimde hiçbir şeyden korkmayarak vicdanımdan kopup gelen şu ifadelerimi sana iblâğ ediyorum. Vatanım yaşasın, elbet bir gün gelir, intikamımı alır. Masumların âhı büyüktür.
Bir masumun kanıyla oynayan şu Mustafa Paşa’nın hainâne hareketleri şu dünyada kendisine acaba kâr kalacak mı?
 Sabır tavsiye eder ve aileme sefalet çektirmemenizi rica ederim. Bilirim, senin de halin müsait değildir. Fakat ne yapalım, senden başka kimsem yok.
Elveda kardeşim, hakkınızı helâl ediniz.
Nusret”
Tarihin ve Türk Milletinin Hükmü
Tunalı Hilmi Bey’in teklifi ile TBMM,  25 Aralık 1921 tarihinde Nusret Bey’i “Milli Şehit” ilân eden kanunu çıkarmış ve Nusret Bey’in geride bıraktığı eşi ve çocuklarına maaş bağlamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Kemal Bey’in ailesine gösterdiği yakın ilgiyi Nusret Bey’in ailesi için de göstermesi sonucu,  25 Kânûn-ı evvel 927 tarihli bir Kararname ile “Ermeni Suikast Komiteleri tarafından şehit edilen Urfa Mutasarrıf-ı sâbıkı Nusret Bey’in vârislerine” yirmi bin lira kıymetinde muhtelif  emlak verilmesine karar verilir..
Kararnamedeki “Ermeni Suikast Komiteleri” tanımlaması muhteşem bir tarih şuurunun sonucudur. Nusret Bey’i yargılayan Nemrut Mustafa Paşa Başkanlığındaki Mahkeme ve belki de Damat Ferit Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bu kararnamesi ile Ermeni Suikast Komitesi olarak tanımlanarak, bir millete ve o milletin fedakar mensuplarına suikastların yalnızca silahlı düşmanlarca değil, düşmanların uşağı/oyuncağı  mahkemeler ve siyasiler tarafından da yapılabileceği vurgulanarak, Türk Milletine önemli bir mesaj verilmektedir.
Türk Milleti, başta Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey olmak üzere, Suikast Komitelerinin kurbanlarını rahmet ve minnetle ; Suikast Komitelerini ise lanetle anacaktır…
Kaynakça
1)      Ferudun ATA/İşgal İstanbulunda Tehcir Yargılamaları/TTK Yayınları/2011
2)      Falih Rıfkı ATAY/Çankaya/ Pozitif Yayınları/Haziran 2011
3)      Bayram AKÇA/Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey/Basılmamış Yüksek Lisans Tezi/1995
4)      Yrd.Doç.Dr Bayram AKÇA/Ermeni Tehciri ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’in İdamı/Makale
Diğer Yazıları

YORUMLAR (2)

Türk`ün Türkten başka dostu yoktur.27.02.2014 11:46
Yabancıya Toprak satış yasasına bu yönüyle de bakmak gerekir. Yazar güzel bir konuya temas etmiş.20.11.2012 16:00

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 734


Editör`den Size - Özel Haberler