• Ana Sayfa
  • »
  • KİMDİ O SESSİZ SEDASIZ KUMRAL KUMRAL, DEMLENEN MÜBAREK ADAM

KİMDİ O SESSİZ SEDASIZ KUMRAL KUMRAL, DEMLENEN MÜBAREK ADAM





Çaysız bir Türkiye düşünebilir misiniz?

Ülkemizde adım başı çay ocağı, çay evi, çay bahçesi var.   Çoğumuz Çaykoliğiz… 

Hepimizin çay zevki de değişiktir; koyu, açık, şekersiz, şekerli, kıtlama, tavşan kanı, limonlu… Küçük çocuklarımız için de,  paşa çayı… Ama,  sallama çayı pek sevmeyiz… Yolculuklarda  yemek molası vermesek  olur ama çay molası mutlaka veririz…  Çay demleme yöntemlerimiz de değişiktir; porselen demlikte, bakır demlikte, semaverde, közde, kısık ateşte… Kimimiz, ince belli bardakta, kimimiz küçük bardakta, kimimiz fincanda, kimimiz kupada içmeyi severiz… Ama tiryakisi için, ille de ince bellisi…  Çay bardaklarına sevdiğimiz sanatçıların adını veririz…

Çay ile “dem” kelimesine yeni ve farklı bir anlam yüklemişizdir…  

Bazı kentlerimiz Çayla birlikte anılır; Rize, Artvin, Erzurum…

Ve Çaya şiirler yazmışızdır;  

“İçtiğimiz çay/ Dans eden kadının ayak bilekleri gibidir / Judy Garland gibi çay / Kan gibi çay”. Sezai Karakoç.

“Zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya/ Ama; ‘ Çaya kaç şeker alırsın ?’/ Diye bir ses sormalı ya ara sıra… Can Yücel

“Bir bardak demli çay/ burukluğu gibi kalsın / gecenin ve sabahın tadı/ yaşasın anılarımızda..” Ahmet Telli

“ve hala ince belli bardakta içilen çay tüm felsefe ,/poetika ve kuramların üstündedir/Çay duyguların sıvı halidir.” Bekir Erdoğan

 

Türküler, Maniler, Tekerlemeler ve Bilmeceler  söylemişizdir;

“Al rengine bakılır / Bardaklara dökülür / Buram buram tüterken / Önünde diz çökülür”

Yabancılar da bizi Çay ile özdeşleştirmiştir.  Örneğin Katharine Branning "Evet, Bir Bardak Daha Çay İstiyorum" kitabında, ne güzel anlatmıştır bizi ve çayı;

 “Türk çayı için ‘tavşan kanı’ derler. Siyah ya da yeşil değildir, kırmızıdır. Tıpkı, her vatansever Türk’ün damarlarında dolaşan kan gibi… Tıpkı, göklerde gururla dalgalanan bayrakları gibi… Eşsiz güzellikte olan halılarındaki kırmızı yün gibi… Tıpkı, ilkbaharda açan ateş kırmızısı laleler gibi kendisine çok benzeyen bu çay bardağına yansır.”

 

“Türk çayı sıcaktır; Anadolu topraklarını ısıtan güneş gibi… İçinizi ısıtan coşkulu Türk müzikleri gibi… Yemekleri, şehirleri, spor takımları, Türklerin hayatlarının her anındaki yaşama sevinci gibi…” 

 

 “Türk çayı sadedir. Sütle beraber içilmez. Berraktır; tıpkı, bir Türk’ün yüzü gibi… Her zaman anlaşılabilir, bir şey saklamaz, Türklerin komşularına gösterdikleri kalpleri gibi…” 

 

“Türk çayı sürekli içilebilir. Çay keyfinin bitmesine imkân yoktur. Bütün gün boyunca içebilirsiniz. Çayın altı sabahtan akşama kadar her zaman açıktır. Ülkenin dağları, ovaları, doğal güzellikleri ve çalışkan insanları kadar cömerttir.” 

 

“Türk çayı, arkadaş canlısıdır. O, hiçbir zaman yalnız içilmez. İlla ki, yanınızda biri olmalıdır. Eğer bir Türk sizinle arkadaş olmak istiyorsa ilk teklif edeceği şeydir çay… Türkler yalnız, tek başlarına iş yapmazlar. Başkalarıyla birlikte olmayı severler. Geniş düzlüklerde aileleri ve hayvanlarıyla sıcak ilişki geliştirebilmiş ataları gibi hayatı başkalarıyla paylaşılarak değerli kılınan bir şey olarak görürler.” 

 

“Türk çayı demokratik bir içecektir, herkes içebilir. Demokratiktir; Atatürk’ün izinde kurdukları ve 88 yıldır yaşattıkları devletleri gibi… Türk çayı sadedir, dolaysızdır, kolayca demlenir. Ve bu yönüyle Türklerin hayatı yaşamak için seçtikleri tarzı yansıtır. Çay sade olabilir ama her zaman Türklerin hayat tarzının temelleri olan saygı ve sevgiyle ikram edilir.” 

 

“Türk çayının acelesi yoktur; yoğun bir günün ortasında asude ve dingin bir iklime çağırır insanı. Türkiye’ye gittiğinizde öğreneceğiniz ilk ifadelerden biri ‘Sorun Yok’tur. Yavaş yeme hareketinin önemli bir unsurudur çay. Bu yaz Türkiye’de çayı gereğinden biraz daha hızlı içtiğim için birisi tarafından hafifçe azarlandım.” 

 

“Türk çayı barışçıldır. Bir bardak çay, nereye giderseniz gidin, size ikram edilir. Evlerde ve işyerlerinde ikram edildiğinde, bir barış mesajını da size taşır. 13. yüzyılın büyük sufi şairi Rumi’yi (Mevlana) hatırlatır. Gel tanış olalım; yavaş yavaş bu çayı içer gibi… Gel şu günün hay huyunu bir kenara koyalım; birbirimizi tanıyalım. Gel bir bardak çay paylaşalım. Belki ısınırız onunla ve arkadaşlığımız doğar. Gel hayatı ısıtalım.” 

 

Çay ile bu derece iç içeyizdir ama çoğumuz, çayın Türkiye’ye nasıl geldiğini ,  o tadı kime borçlu olduğumuzu pek bilmeyiz…

 

Bedri Rahmi Eyüboğlu’da aynı bilgisizlikten yakınır;

 

 Bir ilimiz var adı Rize,

Durup dururken bir bardak çay sundu bize,

Rize'de çayı kim yetişdirdi Rize'de,

Misisipi'ye karışan çayları öğrettiler bize,

Rize'de çayı kim buldu Rize'de,

 Kimdi o sessiz sedasız kumral kumral,

Demlenen mübarek adam,

Adını öğretmediler bize,

İşte o güzel adamdan  bre şahin aman,

Bir tane daha.”

 

Gerçekten;  “Kimdi o sessiz sedasız kumral kumral, /Demlenen mübarek adam…”

O güzel adamın adı Zihni DERİN’di….

Zihni Derin, 1880 yılında Muğla'da doğdu.

1897'de Muğla İdadisi'nden, 1900 de Selanik Ziraat Ameliyat Mektebinden, 1904 de Halkalı Ziraat Mekteb- Alisinden mezun oldu.

1905 yılında Aydın İli Orman ve Maden Muamelat Katipliği ile Devlet Memurluğuna başladı. Rodos'ta Akdeniz Adaları (o zamanki adıyla Cezayir-i Bahr-i Sefit) İli Orman Müfettiş Katipliğinde, Gediz ve Simav ilçeleri  Orman Müfettiş Vekeli olarak görev yaptıktan sonra, 1907 de Orman Müfettişi oldu. 1909 Yılına kadar Orman Müfettişi olarak çalıştı…

1909'den 1912'ye kadar Selanik Ziraat Mektebi'nde Kimya, Ziraat Sanaatları ve Jeoloji öğretmenliği yaptı.

1914'den 1920'ye kadar, Bursa'da Sultani Mektebinde (Lise) ve Kız Öğretmen Okulunda Tabi İlimler okuttu ve Bursa Milli Eğitim Müdür Vekilliği görevinde bulundu.

1920'de Yunanlıların işgalinden hemen önce Bursa'dan ayrılıp, kara yolundan Ankara'ya geldi; Milli Mücadele Hükümetinin ilk Tarım Genel Müdürü oldu. 1924'e kadar bu görevde kaldı.

Ankara'da 1921 Nisanında ülkenin ekonomik ve sosyal sorunlarını görüşmek amacıyla bakanlık temsilciliklerinin katıldığı bir komisyonda İktisat Bakanlığı'nın temsilcisi olarak yer aldı. 1917 Rus Devrimi'nden sonra Batum sınırının kapatılması ile işsizliğin ve güvenlik sorunlarının arttığı Doğu Karadeniz'de halka yeni iş imkanları yaratmak için inceleme yapmakla görevlendirildi. Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi öğretmenlerinden Ali Rıza Bey'in 1917'de Batum'da yaptığı inceleme sonucu yazdığı raporda, çayın Rize dolaylarında yetiştirilmesinin mümkün olduğu, sebepleri ile birlikte ifade edilmişti. Zihni Derin, Ali Rıza beyin raporunu Rize’deki komisyona  arzetti, komisyon uygulamayı başlatmak üzere bir fidanlık kurulmasını kararlaştırdı ve fidanlığı kurmak üzere  Zihni Derin’i görevlendirdi.

Zihni Derin 1923 yılında Rize'ye geldi. Eski  adı Garal Dağı olan hazineye ait bir bölgede 15 dekarlık arazi fidanlık için tahsis edildi.

Daha sonra Batum'a giden Zihini Derin, Batum ve çevresinde Ruslar tarafından kurulmuş olan çay bahçelerini, çay fabrikasını ve Astropikal Bitkiler Araştırma İstasyonu'nu inceledi. Rizeye dönerken, çay tohumları ve fidanları, narenciye ve bazı meyve çeşitleri, bambu rizomları ve bir Rus bahçıvanı yanında getirdi. Böylece fidanlık  faaliyete geçti. Zihni Derin bu Rus bahçıvana fidanlığı emanet ederek, Ankara'daki görevine döndü. Batum'a sipariş edilen 500 bin tohum fidan haline getirilerek halka dağıtıldı. Ancak gerek halkın gerek devletin konuya yeteri kadar eğilmemesi nedeniyle teşebbüs başarısızlıkla sonuçlandı.

Zihni Derin, konuya hal çaresi  bulmak için bir kanun teklifi hazırldı, bakanlık kanalıyla Meclis'e sundu. Bu tasarı, o dönemin Rize Mebuslarının desteğiyle 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla kanunlaşarak "Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun" adıyla yürürlüğe girdi.

 Zihni Derin, 1927 yılından 1936 yılına kadar İstanbul ve Ankara’da çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.  1936'da Trakya'da İkinci Umumi Müfettişlik Ziraat Müşavirliğine 1937'de de Tarım Bakanlığı Baş Müşavirliğine atandı. 1938'de Rize ve çevresinde kurulacak Zirai Teşkilat'ın koordinatörlüğü görevi kendisine verildi.

Uzun bir aradan sonra tekrar Rize'ye dönen Zihni Derin, fidanlıkta bulunan iki ahşap evden birinin üst katındaki  bir odaya yerleşti, alt kattaki odayı laboratuar olarak kullandı.  1924 yılında Batum'dan getirdikleriye oluşturduğu bahçeyi ve parselleri gezerken;  çeşitli süs bitkilerinin,mandalina, greyfurt, ağaçkavunu, portakal, limon, bambu ve diğer meyvelerin küçük çaplı parsellerde yetiştirildiği birkaç yüz fidandan oluşan küçük bir çay bahçesinin gayet güzel yetişmiş  ve sağlıklı görmek onu mutlu etmişti.

Zihni Derin 1937’den 1946’ya kadar Rize’de çay ile iç içe yaşadı. Çay ekimini geliştirdi. Çay’ı Rize için ekmek kapısı haline getirdi 1946 yılı Ağustos ayında yaş haddinden emekli oldu. Emeklilik onun bu bölgede bulunması için bir engel değildi. Tarım bakanlığı kendisine anlaşmalı bir kadro tahsis ederek Bakanlık Koordinatörü görevini verdi. Zihni Hoca artık Ankara'daydı. Yılda birkaç defa Rize'ye gelerek çalışmalarına devam etti.  5-6 yıl boyunca da bu görevini sürdürdü.

1950 seçimlerinde Zihni Derin, Rize'de bağımsız milletvekili adayı olmuştu. Zihni Hoca'nın siyasetle hiçbir ilgisi yoktu. Fakat kendisini çok seven Rizeliler onun parlemontada Rize'yi temsil etmesini isteyerek ısrarlı tekliflerde bulunuyorlardı. Zihni Hoca da meclise girerse Doğu Karadeniz bölgesine ait sorunları dile getireceğini ve bölgenin çeşitli yönlerden kalkınması için çaba sarf edebileceğini düşünerek "peki" demişti. 

Zihni Derin  Rize'de seçim propagandasına  çıkmadı.. Sadece seçim pusulası bastırarak seçime katıldı. Farklı bir havada yapılan seçim sonunda bütün popülaritesine rağmen seçilemedi.

25 Ağustos 1965'te Ankara'da vefat etti.

1969 yılında TÜBİTAK bu değerli mücadele adamına bir Hizmet Ödülü vererek adını ölümsüzleştirdi..

Zihni DERİN’in bu çabalarını öğrendikten sonra, her çay içişimde olmasa da, çoğu zaman onu rahmet ve şükranla anmışımdır..

Siz de, içdiğiniz ilk çay sonrası O’na bir Fatiha okur musunuz?


Diğer Yazıları

YORUMLAR (2)

Türk`ün Türkten başka dostu yoktur.27.02.2014 11:46
Yabancıya Toprak satış yasasına bu yönüyle de bakmak gerekir. Yazar güzel bir konuya temas etmiş.20.11.2012 16:00

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 866


Editör`den Size - Özel Haberler