ÇÖKÜLECEK ÇÖK




Askerlik yapanlar bilirler; “Çökülecek…, çök” bir askeri komuttur.
Ankara’da her dolmuşa bindiğimde bu askeri komutun kibarcasını duyarım…
Dolmuşları tıka basa dolduran dolmuş şoförleri, trafik polislerinin bulunduğu noktalara gelince, buyurgan bir tavırla “çökelim beyler” diye seslenir… Ayaktaki tüm dolmuş yolcuları, emri ikiletmez, çökerler… Üniversite öğrencileri, kamu görevlileri, ev kadınları, esnaf, gençler, orta yaşlılar, yaşlılar hepsi… Bugüne kadar itiraz edenine rastlamadım… Ve nasıl olursa trafik polisleri, bu çöken yolcuları hiç görmezler…
Yolcu bir an önce menzile ulaşmak için şoförün talimatını uygular… Şoför, gerekli yerlerde “çök” talimatına uyulacağından emin olduğu için ayakta yolcu almakta bir sakınca görmez… Trafik Polisi de ayaktaki yolcuları gördüğü halde, onların çökerek mesleki otoritesine saygı gösterdiklerini görmenin tatmini içerisinde görmezden gelir…
Ve bu Tiyatro her gün defalarca tekrarlanır…
Benzer bir olayın demokrasinin yerleştiği batı ülkelerinde olma ihtimali var mıdır? Sanmam…
Bu olayı; “çıkarlarımız için otoriteye ram olma” diye tanımlayabiliriz. Çıkarımız veya çıkar ihtimalimiz ortadan kalkınca, otoriteye bağlılığımız da ortadan kalkar..
Buna güçten yana olma da diyebilirsiniz, sürü psikolojisi de…
Çocukluğumuzdan itibaren güçten, güçlüden yana olmak üzere yetiştiriliyoruz…
Büyüklerin yanında konuşulmaz… Büyükler her zaman haklıdır…Büyükler otoritedir..
Okula başlarken çocuğumuzu “Eti senin kemiği benim” diyerek öğretmene teslim ederiz…
Geniş kitleler, cemaat veya tarikat mensubudur… Şeyhlerin mutlak otoritesine riayet esastır… Şeyhlerin her hareketinde bir keramet vardır…
Kadınlarımız için, genç kızlıklarında babaları, evlenince kocaları ne derse o doğrudur… Çünkü erkek güçlüdür ve güçlü olması otorite sahibi olmasına yeter…
Memur da olsak, özel sektörde de çalışsak; işe başladığımız ilk günden itibaren önümüz ilikli bir vaziyette, otoritenin (Amirlerimizin-Patronumuzun) karşısında, “Evet Efendim”ci, “İdare-i Maslahatcı” bir tavır sergileriz… Doğru bildiğimiz çoğu şeyi ifade etmekten çekinerek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı ile çalışma hayatımızı sürdürürüz.
Bir siyasi parti taraftarıysak, partimizin, mantığımıza, görüşümüze uymayan uygulamalarını bile “Liderin bir bildiği vardır”, “Genel Merkeze ne bilgiler ulaşmıştır da o şekilde hareket etmiştir” gibi inanmadığımız gerekçelerle savunmaya çalışırız…
Düşüncelerimizi, bağlı olduğumuz otorite (Aile Reisi, Şeyh, Ağa, Cemaat Önderi, Parti Lideri, Patron Amir vb.) şekillendirir… Çoğu zaman, kafamızı kurcalayan bazı soruları , bırakın yüksek sesle ifade etmeyi, kendi kendimize sormaya dahi cesaret edemeyiz…
Otorite tarafından dışlanmaktan , suçlanmaktan (kafir, hain, kaçkın, dönek, asi, akılsız, ahlaksız vb.) korkarız…Ve bu korku nedeniyle, çoğu zaman gerçek düşüncelerimizi değil de, genel kabulleri dillendiririz …

Onun içindir ki, bugüne kadar, hiçbir darbe sonrası kitlelerden herhangi bir tepki gelmemiştir. Çocuklarını uğruna kurban edecek kadar bağlı olduğumuz liderler, hapsedilirken, sürülürken hatta idam edilirken kılımız kıpırdamıştır.. Otoriteye tabii olmak üzere yetişmiş insanların silahlı otoriteye karşı koyması düşünülebilir mi?
İnsanımızın demokrasi ile tüm ilişkisi 4-5 yılda bir sandığa gidip oy kullanmaktır…
Seçim zamanı, demokrasinin yerleştiği hiçbir ülkede duyulmayacak şeyler duyarız… “…. Tarikatının oyunu alırsak tamam” “….. cemaati … partisini destekleyecekmiş.” , “ …. Ağanın 300, Mehmet Efendi’nin 10 oyu var.”…
Oy kullananların yarısına yakını, şeyhi, dedesi, ağası, kocası, babası kime oy vermesini isterse O’na oy verir…
Küçümsenmeyecek bir kısmı endişelerle, alışkanlıklarla ve kişisel çıkar duygusu ile oy verir…
Tercihleri doğrultusunda hareket edenler ise , bir sonraki seçime kadar, 3-4 siyasi parti liderinden hangisinin toplumu yöneteceğini seçmek amacıyla oy kullanırlar…
Evet, dünyadaki ve Türkiye’deki değişim nedeniyle bundan sonra askeri darbe olmayacaktır… Ama, yakın gelecekte gerçek anlamda bir demokrasiden söz etmek de mümkün görülmemektedir… Eski demokratik aralarda olduğu gibi “çökülecek çök” demokrasisiyle yönetilmeye devam edeceğiz… Yapabileceğimiz 3-4 alternatif arasından bize kimin “çökülecek çök” diyeceğini, bir başka ifadeyle sivil diktatörün kim olacağını seçmek olacaktır…
İnsanların bireysel çıkarı peşinde koştuğu ancak bireysel sorumluluklarından kaçındığı, zorunlu haller dışında sivil toplum örgütlerine katılmadığı, itaat edecek otorite aradığı ve otoriteye tabii olduğu bir memlekette; başka türlüsü mümkün müdür?

Diğer Yazıları

YORUMLAR (2)

Türk`ün Türkten başka dostu yoktur.27.02.2014 11:46
Yabancıya Toprak satış yasasına bu yönüyle de bakmak gerekir. Yazar güzel bir konuya temas etmiş.20.11.2012 16:00

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 692


Editör`den Size - Özel Haberler