YENİ KIBRIS MÜZAKERELERİ

YENİ KIBRIS MÜZAKERELERİ





Unutturulan Kıbrıs Sorunu`nda Türk ve Rum liderler D.Eroğlu ile N.Anastasiadis`in, BM Özel Temsilcisi L.Buttenheim ile birlikte çözüme yönelik müzakerelere yeniden başlandığı ve bir ortak bildiri üzerinde uzlaşıldığı açıklamasıyla kamuoyunda bir şaşkınlık yaşandı, Kıbrıs yeniden akıllara düştü! 

*
Liderler mutabakata vardıkları ortak bildiride;
Bir: İki toplumun farklı kimlikleri ve bütünlüğünün AB içinde birleşik bir Kıbrıs`ın ortak geleceğini sağlayan bir anlaşmanın Kıbrıslı Türklere ve Rumlara ve tüm bölgeye olumlu etkisi olacağı beyan etti.
İki: Müzakerelerin sonuç odaklı kararlılıkla yapılacağı, tüm uzlaşılmayan ana konuların görüşüleceği,
En kısa sürede anlaşmaya vararak, bu anlaşmanın ayrı ayrı ve eşzamanlı referanduma götürüleceğini,
Üç: Anlaşma`nın siyasi eşitlik temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı olacağı, Birleşik Kıbrıs`ın  BM ve AB üyesi olarak tek uluslararası hukuki kimliğe ve Kıbrıslı Türkler ve Rumların eşit ve tek egemenliğe sahip olacağını bildirdi.
Dört:Federal hükümetin yetkileriyle ilgili olan konuların anayasa tarafından belirleneceğini,
Kurucu devletlerin tüm yetkilerini bütünüyle ve geri döndürülemez şekilde federal hükümetin müdahalesinden özgür olarak kullanılabileceklerini,
Bundan dolayı ortaya çıkacak herhangi bir ihtilafta son kararın Federal Yüksek Mahkemenin karara bağlayacağını açıkladılar.
Beş: Birleşik Kıbrıs Federasyonunun, iki tarafta eşzamanlı yer alacak referandumda anlaşmanın onaylanması sonucu ortaya çıkacağına,
Federal anayasa, Birleşik Kıbrıs`ın iki eşit statüye sahip, iki kurucu devletten oluşacağını belirteceğine,
Federasyonun iki bölgeli, iki toplumlu yapısı ve AB`nin üzerinde kurulu olduğu ilkelerinin güvence altına alınacağına,
Altı: Müzakerelerin, `her konuda uzlaşı sağlanmadan, hiçbir konuda uzlaşı yoktur` prensibine dayalı olacağına vurgu yaptılar.

*
Biraz daha anlamak için bölgesiyle birlikte Kıbrıs Sorununu şöyle bir hatırlamak gerekiyor. 

 

*
ABD-Rusya`nın stratejik müttefikliği -sonra, G8 ülkeleri, BM Güvenlik Konseyi  öngörüleri çerçevesinde;BM merkezinde uluslararası hukukun üstünlüğünde yeni bir küresel statünün alt yapısı oluşturuluyor.
Yeni statü ABD`nin tek küresel sistemi içinde yer alan ve onun çevresinde birbirine bağlı yapıda ve ilgileri farklı ülkelerin benzer yaklaşımlarda değil,kendilerine en uygun seçeneğin yükümlülüklerini üstlenecekleri yeni bir dünya anlamına geliyor.
Mesela, ABD ve Rusya kutupları arasındaki ülkelerin birbirlerinin çabalarını gölgelemek yerine  birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştirmesine, ayrılıklarını müzakere ve barış görüşmeleriyle çözmesine -dolayısıyla, istikrara ve büyümeye fırsat tanınıyor.

*
Bu çerçevede dünyanın en tehlikeli bölgesi Ortadoğu`da yer alan tümü stratejik derinlikten yoksun petrol ülkelerinin ekonomilerinin bağlı olduğu petrol ve gaz akışının Hürmüz Boğazı ve  Doğu Akdeniz`den serbest olarak yapılması, bölgede barış, istikrar,güven ve büyümenin oluşması isteniyor.
Merkezde İsrail-Filistin arasında barış ,çevresinde Suriye iç savaşının önlenmesi, savaşı radikal boyuta taşıyan terörist unsurların yok edilmesi, yeni Suriye`nin kurulması -sonra, İran`ın nükleer programının engellenmesi, Sünni-Şii ekseninde yumuşama ve sair konulara çalışılıyor.

*
Elbette Doğu Akdeniz`de önemli stratejik konumuyla Kıbrıs Sorununun da çözülmesi isteniyor.

 

*
Kıbrıs`ta taraflar arasında sorun "Kıbrıs Halkı" anlayışından ya da 1960 Ankara Anlaşmasına rağmen 1963 Akritas Planının uygulanması ısrarından doğmaktadır.
Ankara Anlaşması Kıbrıs`ta Türklerin siyasi eşitliğini,idareye etkin katılımını,aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlükleri, Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesini, Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında 1960 Kıbrıs Ortaklık Devletini garantiliyor.
Akritas Planı ise Rumların Türkleri zayıflatarak Kıbrıs`ın Yunanistan`a birleştirilmesini amaçlıyor.

*
1968`den beri Kıbrıs`ta iki kesimin müzakerelerinde ortak devlet, toprak, mülkiyet hakları ve askeri düzenlemelerle ilgili hiç bir uzlaşma sağlanamamıştır.
Rumlar giderek BM ve AB`de Kıbrıs`ın yasal hükümeti ve temsilcisi olduklarını kabul ettirirken, Türkler azınlık konumuna itilmiştir.
Üstelik, 2004 te Kıbrıs adına Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliğine katılmış bulunuyor.
Bu sırada BM örgütü müzakerelerden sonuç alınmamasından sürekli rahatsızlık bildirmektedir-işte, şimdi bir çözüme ulaşılma ve ardından referanduma gidilmesi öngörülüyor.

*
Çünkü;
Birincisi: NATO`nun geleceğini belirleyen Stratejik Konsept Belgesinde Kıbrıs önemli bir stratejik merkez durumundadır.
Fakat -hem Türkiye -hem mevcut iki devletli haliyle Kıbrıs, Stratejik Konsept Belgesinde "AB üyesi olmayan NATO ülkesi" olarak anılıyor,bu durum NATO için sorun teşkil ediyor.
Bu noktada Türkiye, AB üyesi olmayan NATO müttefiki olarak Avrupa güvenliğine katkısı için öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor.
Fakat AB üyesi Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye`nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına girmesini -o nedenle,Türkiye`de Kıbrıs`ın NATO`ya girmesini engelliyor...
Bu karmaşa, ancak Kıbrıs Türk ve Rum kesimlerinin birleşme şartlarında anlaşmaları halinde,Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin NATO`ya ,Türkiye`nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına üye olmasıyla çözümlenebiliyor.

*
İkincisi: Türkiye adanın birleşmemesi halinde bir kesimin adanın tümünü temsil ediyormuş gibi görülmesinin Avrupa değerlerine aykırı olduğunu savunmaktadır.
Nitekim,Kıbrıs Rum yönetiminin İsrail`in teşvikiyle Doğu Akdeniz`de doğalgaz sondajına başlaması ardından Türkiye ve KKTC " Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması"nı imzalamış -bu suretle;

Türkiye, Rumların Ada`nın güneyinde başlattığı çalışmaları fırkateynler ve savaş uçaklarıyla uzaktan izlerken, benzer arama çalışmaları yapması önündeki engeli de ortadan kaldırmış sayılıyor... 

*
Bu yüzden,Rum Yönetimi Kıbrıs Cumhuriyetini kendilerinin temsil ettiği iddiasında, "Akdeniz`de bulunan doğal gazı Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya hazır olduğunu" belirtiyor.
Türkiye ve Kıbrıs Türk Yönetimine "Bir an önce çözüm bulun,ancak çözüme ulaşılmadan önce bile, eğer bir rezerv bulursak,bunu iki toplumun da kazanç sağlayabileceği şekilde göreceğiz" garantisini  verirken egemenlik taslaması, KKTC ve Türkiye`ye rahatsızlık veriyor.
KKTC  "Rum tarafı tek yanlı olarak antlaşmalar yaptı ve ruhsatlar verdi. Rum tarafını ikaz ettik. Rum tarafı  müzakerelere yoğunlaşmak yerine bu gibi hususlarla ortamı germeyi tercih ediyor.Türkiye Cumhuriyeti ile imzaladığımız bu antlaşma Rum muhataplarımızı bu davranışlarından vazgeçirmeye yönelik önleyici bir tedbir niteliğindedir`` diyor!

Doğu Akdeniz karşılıklı restleşmelerle ısınıyor...


*
O günlerde Arap Baharı coğrafyasında etkin Türkiye, NATO füze kalkanı projesine katılarak Füze Savunma sistemini topraklarına yerleştirilmesini kabul etmiş ve Doğu Akdeniz`de bayrak gösterme kararı almıştı.

NATO ise Türkiye`de füze radar sistemini oluşturmak kararında  Rusya ve Avrupa çıkarlarının hesaba alındığı teminatını verince,
Rusya, NATO`nun füze radar sistemi oluşturmasında hak eşitliği teminatını kabul etmiş ve Türkiye`ye yerleştirilecek sistemin yalnızca bölgeyle ilgili olduğuna ikna olmuştu.

*
Bugün, dünyanın en büyük nükleer silah stokuna sahip ABD ve Rusya, Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşmalarıyla kıtalararası balistik füzeleri  askeri güçlerini dengeleyecek sınıra indirmiş, diğer ülkelerde de askeri güç dengesini  kurmuştur.
Bu denge Kıbrıs`ı da kapsıyor ve bütünü küresel ortaklaşmanın eşiğini oluşturuyor.

Eşiğin üstünde nimetin ortakları, altında külfetin ortakları yer alıyor...

*
Külfet -birincisi;  Ankara Anlaşmasıyla  Kıbrıs`ta Türklerin siyasi eşitliğini,idareye etkin katılımını,aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlükleri, Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesini, Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında 1960 Kıbrıs Ortaklık Devletinin garantilenmesinde, mülkiyet,toprak gibi konularda sakata gelmekle başlıyor.

İkincisi;  Petrolün,doğal gazın olduğu yerde güvenlik en önemli unsur olarak öne çıkıyor.

Rusya`nın NATO`nun Stratejik Konsept Belgesinin omurgasını oluşturan füze savunma araçlarının konuşlandırma yerleri, imha araçlarının hızı ve sayısı, konum algılama sistemleri gibi konularda -hâlâ, ABD ve NATO`nun Rusya`nın nükleer caydırma kuvvetlerini hedef almadığına ilişkin güvenilir hukuki garantileri vermeyişi, Kıbrıs ve Türkiye`de  bir çözümsüzlük alanının oluşması  anlamına geliyor.

*
Kıbrıs müzakerelerinde bu iki soruna  özen göstermek gerekiyor.

Diğer Yazıları

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 825


Editör`den Size - Özel Haberler