SOKAK AĞZI….

SOKAK AĞZI….










Çocukluk anılarım arasında ayrı bir yeri vardır  Döne Teyze’nin.. Mahallemizdeki dullardan biriydi o. Tarklıydı. Adımlarındaki eda, dönüp baktırırdı arkasından.

Konuşmalarındaki özgüven mimiklerine de yansırdı. Gözü kaşı ayrı oynardı. Ama, uyumlu oynardı. Başından geçen yedinci evliliğine rağmen sekizincisine hazırlandığı söyleniyordu.

Dört ayrı kocadan, dört çocuğu vardı.

Nedense ilk 7’sine ses etmeyen mahalleli, 8.si gündeme gelince dedikodular başlamıştı… Kınamalara, ayıplamalara kadar vardırılmıştı iş.

“Kudurmuş kudurasıca’ dan tutun da “azgın karı” diyenler de vardı. Kirli gahbe diyenler de. Mahalleli kadınlar, Döne’nin cazibesine kapılıverecek kocalarını, ellerinden kaçıracaklarından korkuyor olmalıydılar. Anam da onlardan biriydi. Babamla atışmalarından sezerdim bunu.

İlk zamanlarda, kulağına gelen sözlere, Döne’nin cevabı, öfkeli de olsa, net ve kısaydı. 

-Kese değil ki elalemin ağzı büzüp atasın!...  

Ne var ki; söylemler bitmek bilmiyordu.

Önceleri de var mıydı, yoksa bu duruma kasıtla mı uydurulmuştu bu mesel bilemiyorum.

*

Dert yanarmış kadın komşusuna…

-Ah  be komşum!.. ” Bu komşun koca yüzü mü gördü!..?..  Ali, Veli, Tireli… 4’te ondan evveli.. Ramazan, Recep, Şaban… bi kızın, bi de oğlanın babası… bi-de rahmetli sizin Hasan!...”

*

Dedikoduların ayyuka çıkıp da, Döne’nin sabrının taşmasıyla, kopmuştu kızılca kıyamet. Dambaşından mahalleliye meydan okumuş ve haykırmıştı, ünü çıktığı boydan.

-Ey ahali… Öteki mahalleli!.. Beriki mahalleli!...Ardımdan konuşanlar“Duyunnn!...

- Mal benim!... İstersem çalıya takar yırtarım… Herkes duysun!... Mal benim!. Herkes dibi gibi tutsun ağzını!.. Ben beğendim ben vardım. Gene beğendim varacam!.. Dedikoduculara halt etmek düşer,  b.k yemek düşer!..

Üstüste tekrarlıyordu sözlerinin en vurgulusunu:

- Mal benim; mülk benim!.. Çalıya takar yırtarım!... Herkes dibi gibi tutsun ağzını..!.

*

Ninem; halı tezgahının başından duymuştu söylenenleri… Cevabını çıkıp balkondan ilan etmedi ama; söyledikleri de hepten duyulmaz değildi:

- Ağız da senin!.. Mal da!...Amma, mülk senin değil. Sen onun başında emanetçisin.. Şalvarın ipini kime teslim ettinse sahibi odur o mülkün.… Otla doldur, b.kla doldur!... Yeterki kimsenin üstüne sıçratma!...Çalıya takıp yırttığın malın hesabını soran olur!.. Sana sağlam emanet edilen malın da mülkün de hesabı sorulmaz mı sanırsın a gahba!.. Unutma!... Yırtık mala talip de çıkmaz!..

Kendi kendine konuşmalarını sürdürüyordu ninem; aralıksız.

- Sormuşlar “şalvarın niye kocaman…?”  demiş; “Sermayesi içinden!...” Demişler, saraylarda gözün, demiş şalvara mehel de (uygun) ondan

- Yırttırmadan feryadın buysa, yırtıldıktan sonrasını düşün. Bu feryat bu öfke niye?  

Dambaşından feryada gerek yok!. Hırsızla o..sp.yu konuşulur!. Verirlerse alacan, beğendinse çalacan!... Mahalleli de buna susacak!...Öyle mi!?.. Elalem de dibi gibi tutsun ağzını…Bekle!

***

Toplumumuzun, dar kültürel yapısı içinde hüküm süren sokak ağzının o gün de yadırganır bir tarafı yoktu, bu gün de yok.

Ortak kültürel bir oluşumun, paylaşım dili olarak bile algılanabilir o dil.  En galiz küfürleri bile, iki “iyi dilek” temennisi arasına yerleştiriveren hiç de yadırganmayan, iltifat değilse bile küfürden sayılmayan galiz sözleri hepimiz binlerce kez duymuşuzdur. ….na koyuverir farkında olmadan.

Bunu bir kültür eksikliği sayarız da, - sokak ağzının sokakta kalması koşuluyla - ahlaksızlıktan saymayız.

Bunun kültürel boyutta rencide edici bir tarafı yoktur.

Ne var ki; boyut değiştirdi sokak ağzı… Salonlara, saraylara malzeme oldu. Sokak ağzının;

salonlara taşınmasıyla,

*Siyaset meydanlarında en ağır hakaretlerin veciz sözler gibi, süslenip alkış malzemesi yapılmasıyla,

*Birilerini siyaset arenasında küçük düşürme, haddini bildirme aracı olarak kullanılmasıyla,

*Ağızdan çıkanı kulağın duymaz hale gelmesiyle… toplumun ahlaki değerlerinin hızla erozyona uğratılmasına neden olmuştur..

 Bu ağzın, taraftarlar arasında hitabet sanatı olarak kabul görmesi, toplumun düşürüldüğü çukurun derinliğini göstermesi açısından çok önemlidir…

Sokakta duyulan “…. koymanın”  toplumsal yansıması ile, siyasete kaymış “…. koymanın” hem ahlaki, hem toplumsal, hem de hukuksal yansıması farklıdır!... 

Buna rağmen; milletin “……koyma” boyutuna varmış açık bir söylemin gerek toplumsal, gerekse hukuksal açıdan göz ardı edilmesiyle, kimlere ne tür cesaretler kazandırıldığı ve kazandırılan bu cesaretlerle nelerin hangi boyutlara kadar götürülebileceği görülür ve yaşanır olmuştur.!... Kişiye özel hukuk, görünürde hukuku; özünde ahlakı çürütür.

Her cümlesi; yeni bir sokak ağzı ile destek bulan salon ve meydan konuşmalarının sadece siyasi kaliteyi değil; ahlaki değerleri ayaklar altına aldığı, şeref, namus, ar, onur, edep, haya, vicdan, izan ve bilcümle insani değerleri neredeyse sıfırladığı nasıl görülmez!?...

İnsani mücevherler olarak korunması gereken bu değerlerin, siyaset meydanlarında uluorta kullanılıyor olması, bilgisizlik midir saygısızlık mıdır? Bu değerlerden yoksunluk mudur?

*Toplumda hoşgörü sıfırlanmışsa…

*Saygı, sevgi, kardeşlik ve yardımlaşma duyguları erozyona uğramışsa;

*Hırsızlık alkışlanır ve tasvip görür, korunur ve kollanır hale gelmişse,

* Rüşvet, hukukun gözünde, basite alınıp “toplumda tasvip görmeyen bir hediyeleşme” tarifine kadar indirgenmiş ve dosyalar kapatılır noktaya gelmişse;

*Siyaseten, rakibi – muhalifi susturmanın yolu, bel altına inmişse…

*Elindeki siyasi gücünü, bir taraftan; yalan ve iftirada, kumpas kurmada diğer taraftan, siyasi ve hukuki koruma ve kollamada kullanır hale gelmişse; o toplum kendi ipini çekmiş demektir.

Sokak ağzı değil; sokak ağzının siyasete malzeme yapıldığı gün çatlatıldı birlikteliğimizin ar damarı!... Çatlayan ar damar, hukuku da, ahlakı da… tüm erdemleri de siler-süpürür-yıkar.

Yıkıma sessiz kalmak, yıkıma kazma vurmaktan farklı bir eylem midir? Milletten alacağımız, millete vereceğimiz feyz de bu mudur!?...

Bir şiirinde şöyle der; Vatan Şairi Namık Kemal:

“Ölürsem görmeden millette ümit ettiğim feyzi;

Yazılsın mezar taşıma, vatan mahzun, ben mahzun!...”

*Sokak ağzının kurduğu esaret zinciriyle ne milleti, ne vatanı mahzun etmek ne kimsenin hakkı; ne de kimsenin haddi!.. Bu zinciri  kırabildiğimiz gün; hem kendimizi, hem vatanı mahzun olmaktan kurtarır, millette ümit ettiğimiz feyzi de o gün görürüz.     

Bunun yolunu da yine o büyük Vatan Şairi gösteriyor bir başka beyitinde:

“Kemendi can yakan bir ejder bile olsa celladın;

Yine bin defa yeğdir, esaretin zincirinden…”            

Hani demeye getiriyor ki; “göze almakla başlar zafer!...”


Diğer Yazıları

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 876


Editör`den Size - Özel Haberler