DAVUTOĞLU`NA GÜNDEM

DAVUTOĞLU`NA GÜNDEM
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran`ın Arak`ta bulunan su reaktöründe plutonyum üretmeye başladığı iddialarından endişeyle ABD Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşüyor, iki lideri İran`la bir anlaşma imzalamamaları için ikna etmeye çalışıyordu.
Bir süre sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Washington`daki temasları çerçevesinde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile bir araya geldi.

*
İran`la BM Güvenlik Konseyi`nin 5 daimi üyesi ve Almanya (5+1) arasında yürütülen Cenevre müzakerelerinin ikincisi de sonuçsuz kalmış-ancak, görüşmelerin olumlu geçtiğini belirten taraflar,yeni bir toplantı konusunda anlaşmaya varmıştı.
ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Obama`nın  hedefinin İran`ın nükleer silah elde etmemesi olduğunu vurguluyor,"İran ile karşılıklı güven inşa etmeye çalışıyoruz,İran`ın programının barışçıl olduğunu ispatlaması gerekiyor.Arak`ta plutonyum üretmeye başladığı iddialarının çözüme kavuşturulması konusunda kararlıyız "diyordu.

*
Hâlâ süren toplantı,"Cenevre müzakerelerinde anlaşma sağlanamasa da bu noktaya kadar ciddi ilerlemeler oldu" noktasındadır.

*
İsrail, tecrübeli eski bir nükleer müzakereci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani`nin olumlu mesajlarına rağmen İran`ın, nükleer enerji ve nükleer silahlarla ilgili programından,İsrail ve Suudi Arabistan`a karşı politikasından vazgeçtiğine ilişkin bir belirti alamayınca şüpheye düşüyor.
Arak`ta bulunan ağır su reaktörünün 2014`ten önce üretime geçmeyecek olmasına rağmen, reaktörün nükleer silah üretiminde kullanılacağını savunuyor.
Başbakan Netenyahu -bu  yüzden, İran`ın  reaktörün demontajını  yapmadan bir anlaşmanın hata olacağından yanadır; mutlaka yaptırımların sertleştirilmesi ya da "savaş"  tarafında duruyor...

*
Hele,dini lider Ayetullah Ali Hamaney`in nükleer görüşmelerle ilgili İran`ın nükleer haklarından tek bir ödün bile vermeyeceğini belirtmesi,
Ya da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani`nin "Bizim için kırmızı çizgiler geçilemez. Uluslararası hukuk çerçevesinde uranyum zenginleştirme de bu konulardan birisidir. Umarım Batı İran`ın sunduğu bu tarihi fırsatı kaçırmaz",
Ya da, Devrim Muhafızları-Besic Birlikleri Komutanı General Rıza Nagdi`nin,"Biz Ayetullah Humeyni`nin İsrail`in yeryüzünden silinmesi hedefine bağlıyız" ifadeleri, İsrail`in hop oturup hop kalkmasına neden oluyor.

*
İsrail`in altı ülkeyle İran arasında Cenevre`de düzenlenen müzakerelerden olumlu sonuç beklentisi azaldıkça -giderek, savaş sözcüğü daha çok dillendiriliyor.
İran`ın bölgedeki en önemli müttefiki Suriye`nin füze kapasitesinin yarı yarıya azaldığı, Hizbullah`a stratejik silahların transferinin engellendiği düşünülüyor.
Üstelik Suudi Arabistan`ın hava sahasını açmaya ikna edildiği söyleniyor!

*
Fakat İran`ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerde ağırdan almasında, BM Güvenlik Konseyi`nin 2118 sayılı kararıyla Suriye`de kimyasal silahların imha edilmesi -sonra,Cenevre II  Barış Konferansının toplanması, ilerleyen süreçte Suriye`de işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin,bunları destekleyen ülkelerin paylarını üstlenmeleriyle yeni Suriye`nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın alınması ve Sünni-Şii ekseninin lağvedilmesi sürecinin çok ağır ilerlemesinin payının da olduğu kabul ediliyor.

*
İşte, Beyrut`ta İran Büyükelçiliğine El Kaide`ye bağlı bir grubun üstlendiği 123 kişinin ölümüne,140 kişinin yaralanmasına neden olan saldırı;Şii eksende İran`ı endişelendiriyor.
Öte yanda,Suriye`deki iç savaşta Sünni devletlerin desteğinde El Kaide terör örgütü ve türevlerinin ortadan kaldırılmamaları halinde, Ortadoğu`nun parçalanmasına neden olacağının anlaşıldığı-üstelik,bunların Batıyı,Rusya,Çin ve İsrail`e tehditleri açıkken -ne, Ortadoğu`da  barıştan- ne de, İsrail`in güvenliğinden bahsetmenin anlamsızlığı da biliniyor.

*
O yüzden, İsrail; Cenevre II ile yeni Suriye`nin kurulması sürecine -hem, Batılı güçler adına "Musul-Kerkük Sorunu" merkezinden- yaşadıkları Irak, Türkiye,Suriye ve İran coğrafyalarında petrol ve gaz akışının Doğu Akdeniz su yollarından serbest olarak yapılmasına alan hazırlayan -hem de,bu alanlar üzerinde kendi adlarına Kürdistan Sorununa çözüm arayan Kürtlere ivme veriyor.
ABD ise İslamcı söylemlerle Cenevre II`nin Esad`sız toplanması ve  Suriye işlenen hukuk ihlallerinde bütün vebalin Esad`a yüklenmesinden yana olan-aksi takdirde,
"Bosna Halkı, insanlık suçu işleyenlerle aynı masada oturmayı kabul etmişti. Fakat geçen yıl yapılan görüşmelerde şöyle bir şey ortaya çıktı: Ellerine kan bulaşmış insanlarla aynı masaya oturmak istemediler ve onları görüşmeden uzaklaştırdılar`` formülüyle konferansı sonuçsuz bırakmakla tehdit eden Türkiye`ye!

*
ABD ve İsrail Cenevre II Konferansı ile başlayacak sürecinin tıkanması ya da İran`ın nükleer programını askeri usullerle engellemek üzere,
Ortadoğu`nun yeniden belirlenmesinin kilidi olan -ya da,Irak Merkezi hükümeti ile Irak Kürdistan Federe Devleti arasındaki toprak  sınırını ve İran`ın bölgedeki hukukunu belirleyen Irak Anayasası`nda  140.maddesini ele alıyor.
140.madde Kürt Yönetimi sistemine dahil olmayan yerleşim alanlarının ve Musul-Kerkük sorununu bağlayan durumun referandumla netleşmesini öngörüyor.

*
AKP iktidarı, "Çözüm Süreci" başlığında Kuzey Irak Kürt Yönetimi üzerinde sosyo-ekonomik ve siyasi avantajlarını kullanarak petrol ticaretine -karşılığında güya, Musul-Kerkük`ten ekonomik yayılmaya heveslendiriliyor ve Irak Anayasasının 140.maddesi zorlanıyor.
Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Barzani`de Irak Kürdistan ile Federal Irak arasında sınırı belirleyen 140.madde ile bağımsızlık girişimine hazırlanıyor-ki,
hem Federal Irak Hükümeti hem İran telaşlanıyor.

*
Ne ki,AKP iktidarı Suriye`de vebal ödemenin korkusuyla -şimdi, girdiği bu yolda pek hevesli görülüyor.
Enerji Bakanı Taner Yıldız, Kuzey Irak petrolü konusunda Bağdat yönetiminin endişelerini gidermek üzere,"petrol gelirlerinin bir Türk kamu bankasında toplanması, buradan Bağdat`a günlük olarak dekont gönderilirken, gelirlerin yüzde 83`ü Bağdat`a, yüzde 17`si bölgesel yönetime dağıtılması " yönünde bir formülü Irak Federal hükümetine sunuyor.
Yıldız,"Biz,yaptığımız işlerle Irak`ın normalleşmesini sağlamaya çalışıyoruz. Türkiye 200 kilometre uzaklıktaki kaynağa kayıtsız kalamaz. Irak ile çözümde buluşulması gerekir" derken,bu yaklaşıma Irak`ın ve İran`ın ne diyeceği merak ediliyor.

*
Basın toplantısında, Ahmet Davutoğlu kendine özgün İslamcı algısı ve uslubu ile ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile yukarıdaki konulara değindiklerini söylüyor.
Bakan Kerry`e Türkiye ve ABD olarak çok geniş çaplı bir ortaklığa sahip olduklarını, ABD Başkanı Barack Obama`nın da bu ortaklığı, `model ortaklık` olarak tanımladığını ve model ortaklığın sonsuza kadar süreceğini ve sorunların çözümünde uluslararası toplumun en temel değerlerinden biri olacağını ilettiğini vurguluyor.

*
Halbuki, ABD`nin Irak savaşı günlerinden beri -gerek, Irak -gerek, Musul-Kerkük üzerindeki siyasetini yürütebilmek için Kürtleri,
Türkiye`nin ise Lozan antlaşmasından beri kendine ait olduğunu savunduğu  Musul-Kerkük`ü garantiye alabilmek için Kuzey Irak Kürt Yönetimini denetimi altında tutup bölge politikalarında söz sahibi olunması bileşkesinde;
ABD`nin geliştirdiği ve  İslamcı AKP iktidarını ortak ettiği "Osmanlı`nın ardından Türkiye`nin İslam toplumlarına  ekonomik güç olması","Suriye ve Irak jeopolitiğinde bölgeyi kazanan petrolü ve Misak`ı Milli topraklarını da kazanır" projeleri çoktan çökmüş,Türkiye model ülke olmak konumundan düşmüştür.

*
Kürtler -şimdilerde,Türkiye`yi güneyinden Suriye Kürdistan`ı ve Irak Kürdistan`ı ile kuşatıyor, Türkiye Kürdistan`ı için devleti zorluyor.
İslamcı Davutoğlu`nun "model ülkesi Türkiye" hükümeti -mutlaka, Suriye`de hukuk ihlallerinden uluslararası cezaya gitmesiyle ilgili  çeşitli ülkelerin hükümetleri ve kamuoylarının baskısındadır.
İşte Washington Post Gazetesi Türkiye`nin Suriye yönetimini düşürme eylemini hızlandıracakları zannıyla kendi toprakları kanalıyla Suriye`ye sızmak ve silahlı terör grupları yanında savaşmak için dünyanın dört bir yanından binlerce militanın yığılmasına bir yıldan fazla bir zamandır göz yumduğunu ancak bunun kendisine aksi sonuçlar getirdiğini yazıyor.

*
Bir diğer ihtimal olarak da, Türkiye "Büyük Kürdistan" la hukuku çiğnenen Irak Federasyonu ve İran`la savaşa yürüyor.
Türkiye`nin bu iki hedefe yönelişinde ABD- şimdilik, Dışişleri Bakanı Davutoğlu`na Türkiye`nin Çinli bir firmayla yaptığı füze anlaşmasından hareketle,Türk firmalarını çeşitli ambargolarla karşı karşıya bırakabileceğinin gözdağını veriyor.
Diğer Yazıları

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 713


Editör`den Size - Özel Haberler