ABD DOĞURUR VE ÖLDÜRÜR

ABD DOĞURUR VE ÖLDÜRÜR



7 Ağustos`ta ABD Başkanı B.Obama, Erbil`deki asker ve diplomatlarını korumak ve dini azınlıklara karşı potansiyel soykırımı engellemek gerekçesiyle Irak`ta IŞİD mevzilerine hava saldırılarına onay verdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, IŞİD`e hava saldırılarının, Bağdat`tan gelen sayısız yardım çağrılarına yanıt olduğunu iddia ediyor...

*
Bakınız,aslında ne oluyor?

*
ABD`nin liderliğinde Suudi Arabistan,Katar,Türkiye gibi "Suriye Dostları"nın desteği ve yönlendirmesiyle, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) güçleri, önce Suriye`de Esad rejimine karşı muhalif güçlerle taktiksel işbirliği yapmış, bölgedeki otorite boşluğundan faydalanarak Sünni güç bloğu oluşturmuştu.
Bir kısmı Irak Merkezi hükümetinin zayıflığından faydalanarak Esad rejimi baskısından  Suriye`den Irak`a kaçmış, Suriye`deki kayıpları telafi etmek için Irak`ta silahlı eylemlerde bulunuyordu.
Sonra Irak`ta, Sünnileri; Kürtler ve Şiilere karşı dengeleyecek bir karşı ağırlık yaratmaya ve Irak`ın güç-gelir paylaşımına dayalı bir federalizme doğru idari yapısını değiştirmeye görevlendirildiler...

*
Irak Merkezi Hükümet`i, IŞİD terör örgütüne karşı Sünnilerin yaşadığı bölgede yürüttüğü mücadelede eksikti.
Sünni halk üzerinde kurduğu baskı, IŞİD`in süren operasyonları karmaşık etnik ve dini gruplar arasında ayrışmalara hız verdi.
Irak her saat daha fazla siyasi karmaşaya ve istikrarsızlığa boğuldu...
ABD,İsrail ve Türkiye`nin Kuzey Irak`ta Kürtlerin kendi kaderlerini belirlemek üzere bağımsız  ve liberal bir Kürt Devletine ışık yakması,
Liberal bir Kürt Devleti olasılığına karşı siyaset yürüten diğer Kürt gruplarına da kendi jeostratejilerini inşa etmelerinin yolunu açtı.

*
Irak`ın idari yapısının değişimi, İran`ın ve Rusya`nın bölgedeki jeopolitiğinin yıkıma uğratılması anlamına geliyordu.
Rusya,"Irak`taki durumdan derin endişe duyuyoruz.Krizi yenmeye,ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğünü korumaya çabalayan Irak hükümetine destek gösteriyoruz" demişti.

*
Bu sırada Asya`da ABD`nin  hegemonya siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı  sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı gelişiyor,
Avrasya`da ise Ukrayna`nın Baltık`tan Karadeniz`e, Hazar`dan Ortadoğu`ya kadar olan bölgedeki rolü ABD-Rusya arasındaki hegemonya dengesini yeniden oluşturmaya-yazıyordu.

*
ABD ve AB Soğuk Savaş zihniyetiyle Asya ve Avrasya`da değişen bu mekanizmaya meydan okumak üzere Rusya`ya ardarda ekonomik,siyasi ve askeri yaptırım paketleri açtı.
ABD, Gazprom`un mali kolu GazpromBank`a, Vnesheconombank`a, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden Rosneft`e ve doğal gaz tedarikçisi Novatek adlı Rus şirketlerine  finansal destek sağlanmasını yasakladı.
Türkiye ve Azerbaycan Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ve Trans Anadolu Projesi`yle (TANAP) somutlaşan,
Son derecede stratejik önemi olan enerji projelerinin küresel pazarların himayesine,işbirliği ve güvenlik ağına kattı; bu Türkiye ve Azerbaycan`ın  ABD`nin "Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi"ne  fiilen destek vermeleri anlamındaydı.
Japonya, Rusya`nın Çernomorskneftegaza ve Neftebaza adlı şirketlerinin varlıkları dondurdu.

*
AB üyesi ülkeler Rusya-Ukrayna krizinde nasıl bir yaklaşım sergilenmesi konusunda bölünmüştü.
Mesela Rusya ile olan ekonomik ilişkileri doğrultusunda yaptırımların ağırlaştırılmasına muhalefet eden Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelere,
Rusya`ya yaptırımların artmasını kendi çıkarları için tehlikeli gören Avusturya,Lüksemburg, Bulgaristan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Slovakya gibi küçük ülkelere,
Rağmen Ukrayna`da krizin büyümesi ve Rusya`nın bu ülkeye yönelik tavrında ısrar etmesi  karşısında  Avrupa Parlamentosu da,
Rusya`ya olan doğalgaz bağımlılığını azaltma girişimlerine hız verdi,Rus gazını Karadeniz üzerinden Avrupa`ya taşımayı hedefleyen Güney Akım projesini askıya aldılar...

*
İran da nükleer programı nedeniyle yıllardır yaptırıma tabi tutulan bir diğer büyük petrol ülkesidir.
İran ve 5+1 grubu arasında başarıyla süren müzakerelerde beklendiği gibi 20 Temmuz`a kadar kesin sonuca ulaşılamamış,nükleer müzakereler gelecek Kasım ayına kadar uzatılmıştı.
İran nükleer programını  Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu gözetiminde ve nükleer silah peşinde olmadığını ispat edecek bir mekanizmayı yürütüyor,
Buna karşılık dayatılan tek yanlı  yaptırımların ortadan kaldırılmasını, İran`ın uluslararası enerji piyasalarına ulaşması için işbirliği yapılmasını,
Irak`da yeni kurulacak hükümette Sünnilerin belli bir dengede tutulması karşılığında IŞİD örgütü vasıtasıyla  Irak`ın idari yapısını değiştirmeye yeltenilmemesini istiyordu...

*
Nitekim ABD, İran ile 5+1 grubu arasında  24 Kasım`a  uzatılan müzakerelerde nükleer silahın geliştirilmesini sonlandıracak kesin  anlaşmanın sağlanacağı öngörüsüyle,
Birincisi; Irak`da yeni kurulacak hükümette Sünnilerin belli bir dengede tutulması karşılığında IŞİD örgütü vasıtasıyla Irak`ın idari yapısını değiştirme girişimine son verildi, şimdi ABD doğurduğu İŞİD`i yavaş yavaş öldürüyor.
İkincisi;İran`dan petrokimya sanayii mamulleri alımı, başka sanayii mamülleri ve yedek  parçanın sevkedilmesi yasakları geçici olarak kaldırıldı,bu suretle İran; ABD, AB,Çin, Japonya ve Güney Kore şirketlerine açıldı.
Böylece İran`ı yaptırımsız statünün üstünlüklerine inandırmak, nükleer programı konulu görüşmelerde uyuşmalara razı ettirmek,
Yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte ABD ve AB şirketleri için büyük bir pazarın açılmasını öngörülüyor.

*
Üçüncüsü ve önemlisi ise, Ukrayna`nın Baltık`tan Karadeniz`e, Hazar`dan Ortadoğu`ya kadar olan bölgede ABD-Rusya arasındaki hegemonya dengesini yeniden oluşturmak üzere,
ABD İran`a yaptırımları kaldırmakla hem kendine,hem AB ülkelerine yeni ekonomik avantajlar sağlarken, Rusya`nın İran piyasalarından çekilmeye zorlanması, bu suretle Rusya`ya uygulanan yaptırımların sağlamlaştırılması ve  Rusya`nın bölge jeopolitiğinin yıkılması hedefleniyor.

*
IŞİD malûm akıbetine yuvarlanırken,
Rusya ve İran arasında 5 yıllık enerji, petrol-gaz sektörü,demiryolları, sanayi ve tarım gibi alanları kapsayan bir anlaşma henüz imzalanmıştır.
Rağmen ABD hâlâ hiçbir ülkenin,gelişmiş bir askeri ittifakın bile 21. yüzyılın sorunlarıyla tek başına mücadele edemeyeceğini,
Hiçbir ülkenin, başkalarının kaygılarını ve çıkarlarını dikkate almayan ben-merkezci bir tutum almaması gerektiğini,
Tüm ülkelerin sadece kendine karşı değil aynı zamanda tüm uluslararası topluma karşı sorumlu olması gereğinden sorumluluk bilincini yükseltmesi gereğini,fıtratı elvermediği için  bir türlü anlayamıyor...


Diğer Yazıları

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 521


Editör`den Size - Özel Haberler