• Ana Sayfa
  • »
  • ERDOĞAN`DAN BİR "SALDIM ÇAYIRA MEVLA KAYIRA" POLİTİKASI DAHA

ERDOĞAN`DAN BİR "SALDIM ÇAYIRA MEVLA KAYIRA" POLİTİKASI DAHA

ERDOĞAN`DAN BİR "SALDIM ÇAYIRA MEVLA KAYIRA" POLİTİKASI DAHA








ABD`nin uluslararası sistemi oluşturan Avrupa-Atlantik odaklı işleyişine karşı Rusya`nın Avrasyacı dış politika kalıpları doğrultusunda çok kutupluluk söylemini meşrulaştıracak yeni bir bölgesel yapılanma oluşturma siyasetinden doğan Ukrayna Krizi;
ABD ve AB`nin Rusya`ya yönelik  ekonomik,siyasi ve askeri yaptırımlarına,Türkiye`nin de bu yaptırımlara ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda katılımına neden oluyor.

*
Türkiye`nin çıkarları doğrultusunda katıldığı yaptırımlardan birisi de Rusya`nın Suriye ve Irak` daki jeopolitiğinin yıkımında rol almaktır.
Bu yüzden, Batı`nın ve Türkiye`nin müttefiği Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzani, Suriye`de PKK yanlısı ve demokratik özerklik siyaseti yürüten Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile aralarında  Irak Kürdistan bölgesinden Rojava`ya açılan sınır kapısının kapatılması ile başlayan, sınıra hendek kazılması ile doruğa çıkan gerilimi daha da yükseltiyor.
Barzani PKK ve PYD`yi Rojava`da uyguladıkları politikalarıyla Kürt sorununa ihanetle suçluyor ve terörist olmakla itham ediyor.

*
...derken, Kürdistan Bölgesel Yönetiminin sınırları dışında olan 455 Kürt yerleşim yerinin statüsü,
Bölgesel Yönetimin Bağdat`a rağmen petrol ihracatına başlaması, ardından merkezi yönetimin bütçede öngörülen ödenekleri kesmesi;
Bölgesel Yönetim lideri Barzani için Merkezi hükümet ile aralarındaki krizi derinleştirmenin fırsatını veriyor...

*
Mesud Barzani, Sünni gruplarla birlikte Irak`ta 30 Nisan Parlamento seçimleri ardından  Şii lider Nuri el Maliki`nin üçüncü defa başbakanlığa seçimini engelliyor.
"Maliki üçüncü kez de başbakan olursa, Kürdistan`da halk referandumuna gidilecek ve Bağdat`la ilişkilerimize yeni formül bulacağız" diyor.
Rusya`nın Sünni-Şii eksenindeki jeopolitikası sarsılıyor...

*
Uluslararası toplumun Kürdistan`ın bağımsızlık referandumu girişimine tepkisi ise Ukrayna etrafında oluşmuş jeopolitik durum çerçevesinde belirleneceği anlaşılıyor.  
Çünkü,iki küresel güç ABD ve Rusya konumlarını kanıtlamak üzere Ukrayna`dan mütemadiyen uluslararası hukukun norm ve ilkelerine atıfta bulundukları bir süreci işletiyor.

*
Rusya, kendi dilini konuşan azınlıkları koruma hakkına sahip olduğundan yanadır.
Bu tezinde ABD`nin Şubat 2008`de Kosova Meclisi`nde okunan bağımsızlık bildirgesi ardından Sırbistan`dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Kosova Cumhuriyeti`nin tanınmasına dayanak yaptığı,Başkan George Bush`un uluslararası hukuk yorumu "Bağımsızlık bildirgeleri iç yasaları ihlal edebilir. Ancak bu uluslararası hukukun ihlal edildiği anlamına gelmez" beyanını,
Ya da BM Uluslararası Mahkemesinin 2010`da aldığı, "Genel uluslararası hukuk bağımsızlığın ilan edilmesine uygulanabilen yasağa sahip değildir" kararını birer koz olarak kullanıyor.
"Kosova`da Arnavutlara tanınan haklar, neden Kırım`daki Rus, Ukraynalı ve Kırım Tatarlarına tanınmıyor?" diye soruyor, "Batı uygulamalarının sonuçlarını öngöremeyecek şekilde siyasi öngörü ve ölçme duyusunu kaybetti ve biz geri adım atamayacak eşiğe geldik" noktasındadır.
Uluslararası hukukta oluşan çifte standartlara işaretle, uluslararası hukukun üstünlüğünde adalet ve ulusal çıkarlara saygı ilkelerine dayalı yeni bir küresel statünün oluşmasını istiyor...

*
ABD ise Kırım referandumun tekrarlanması halinde Asya`da bir çok toplumun Rusya`ya bağlanmasından endişe etmektedir,Asya`da referandumla toprak anlaşmazlıkları yaşanması halinde bölgedeki müttefiklerini destekleyeceğini duyuruyor.
Rusya`nın Ukrayna`da ya da Asya`nın başka bölgelerinde desteklediği federal yapılara karşı çıkıyor, bunun ülkelerin dağılmasına yol açacağını iddia ediyor...

*
Kısaca, Rusya kendi çıkarına dokunan Kırım konusunda, ABD ise Ukrayna`nın toprak bütünlüğüne tehlike oluştuğunda;
BM şartı olan uluslararası hukukun hükümlerine uyulmasını istiyor, aksi halde karşılıklı yaptırımlar uygulanmasından bahsediyorlar.
Bağımsızlığın ilan edilmesinde başka bir kriter,ulusal egemenlik konusunda başka bir kriter uygulanırken,kimin işine gelirse o esas alınıyor.
Büyük güçler uluslararası hukuku hep kendi çıkarları doğrultusunda uyguluyor,o yüzden hiçbir çatışma çözülmüyor ve uluslararası hukukla ilgili her tartışma mutlaka bir çifte standarda ulaşıyor.
Çifte standart ise BM`nin uluslararası barış ve güvenliğin gelişimine katkıda bulunan uluslararası kanunların,teamüllerin,anlaşma ve standartları geliştirmesine, bu suretle ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkısına engel oluyor.

*
Yukarıdaki gelişmeler doğrultusunda Barzani`ye, "Maliki üçüncü kez de başbakan olursa, Kürdistan`da halk referandumuna gidilecek ve Bağdat`la ilişkilerimize yeni formül bulacağız" ifadesi söyletilir ve Kürdistan`ın bağımsızlığına  işaret edilirken,
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani de, Türkiye ile enerji alanında 50 yıllık anlaşma imzaladıklarını, sürenin daha da uzatılabileceğini açıklıyor ve ilave ediyor,
"Petrol satış sürecinin başarıya ulaşması, Kürdistan siyasi güçlerinin ittifakından geçer. Anayasal haklarını talep eden halklar,bu kazanımı kolay elde etmiyor" diyor!
 
*
Mesud Barzani, PKK ve PYD`yi Kürt sorununa ihanetle suçlar ve terörist olmakla itham ederken,
Neçirvan Barzani`nin"Petrol satış sürecinin başarıya ulaşması, Kürdistan siyasi güçlerinin ittifakından geçer. Anayasal haklarını talep eden halklar, bu kazanımı kolay elde etmiyor" ifadesi birbiriyle ötüşüyor.
Neçirvan Barzani de, Kürdistan Bölgesel Yönetimi`nin Türkiye üzerinden Batı`ya ilettiği petrole bir zarar verilmemesi yolunda PKK`ya ihtar çekiyor...

*
Erdoğan hükümetine Sünni ekseninde Türkiye ekonomisinin giderek Kürdistan petrolü ve yan ürünlerinleriyle gelişeceği hıfz ettiriliyor.
Kimbilir, Türkiye`nin Mesut Barzani ile ilişkilerini daha da güçlendireceği, uygun bir konjonktürde Irak Kürdistan`ı ile birleşebileceği de kurgulanıyor.
Sonra Erdoğan, Türkiye`de ekonomik istikrarın sağlanmasında önünün açılacağını düşünüyor.

*
Ya siyasi istikrar? Güçlü bir ekonominin yolu her şeyden önce güçlü bir demokrasiden geçiyor,güçlü demokrasinin yoluysa gelinen aşamada "Kürt Sorununun Demokratik Çözümü "nden mi geçiyor?
Öyleyse, neden ABD`nin ve Türkiye`nin emrinde Barzani Suriye,Irak,Türkiye coğrafyasında  PKK ve PYD`yi Kürt sorununa ihanetle suçluyor ve o hareketleri terörist yaftasıyla ilişkilendiriyor?
Neden, Başbakan Erdoğan AKP grup toplantısında, dağa katılanları ve onların ailelerinin duyguları üzerinden yeniden bir savaş sürecinin işaret fişeğini ateşliyor,"Bizim B ve C planlarımız da var"diyor?

*

PKK da yılların mücadele birikiminden geliyor.
Neden, HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken," Demokratik çözüm sürecine rağmen hükümet çözüm yasalarını gündemine almyor, operasyon hazırlıkları yapıyor "diyor, neden hükümetin Rojava politikasını değiştirmesini istiyor?

*
ABD ve Rusya`nın olduğu Sünni-Şii eksende denge bozulmaya-görsün...


Diğer Yazıları

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 752


Editör`den Size - Özel Haberler